GOLDPARA.COM / KÜTÜPHANE

BİZİM WALL STREET - "Paraya Yön Veren Yer"

MEHMET ALİ YILDIRIMTÜRK

ZAMAN Gazetesi'nin Okurlarına Hediyesidir.

İstanbul Mayıs 2001

 

 

İÇİNDEKİLER

Önsöz/7

Tahtakale'nin Doğuşu/9

 Özal Öncesi Ayaklı Borsa/15

 Ayaklı Borsa Dar Sokakta/21

 "Bizim Wall Street" Deyince/27

 Tabelasız "Wall Street"/31

 Dövizlerin Bize Göre Dili/35

 Ne Bilem? No'lor?/39

 Teknolojinin Bereketi/41

 İstikrarın Barometresi/47

 Borsanın Altın Ayağı/55

 Altının Pazar Sözlüğü/63

 Gözler Yalan Söylemez/67

 İstanbul Altın Borsası ve                        Kapalıçarşı Altın Borsası/71

 Ekonominin Alaylıları/77

 Dünya İkinciliği/83

 Altın Bankacılığı/91

 Ayaklı Borsaİstinye Hattı/95

Kaynakça/109

 

Önsöz

 

Gazetemizin büyük bir özveriyle sizlerin hizmetine sunduğu cep kitapları dizisi içinde yer alan "Bizim Wall Street" adlı ilk kitabımın, siz değerli okuyucularımız tarafından merakla inceleneceğine inanıyor ve sizlere teşekkür ediyorum.

Ülkemizde ekonomik açıdan kriz döneminin yaşandığı bir zamanda adından sık sık söz edilen serbest döviz piyasasının kalbi İstanbul Kapalıçarşı'daki "Ayaklı Borsa"nın doğuşunu, gelişimini ve işleyişini bulabileceğiniz, abartısız sade bir dille yazdığım "Bizim Wall Street" adlı kitabımda, bugüne kadar merak ettiğiniz birçok sorunun cevabını bulacaksınız.

Yabancı paraların "Ayaklı Borsa" daki isimlerinden, nasıl alınıp satıldıklarına, altın Borsa'sının nasıl çalıştığına, bu piyasalardaki karşılıklı güvenin yıllardır nasıl korunduğuna ve daha birçok soruya cevap bulacaksınız.

Buradaki işlemlerin diğer kurumsal borsaların nüvesini teşkil ettiğini, ancak gelişmiş ülkelerde bu türden borsaların olmadığını ve gelişen Türkiye'de de zamanla bu borsaların kurumlar içinde yer alması gerektiğini savunduğum fikrime, sizlerin de ortak olacağınızı düşünüyorum.

Ancak gelecek nesillere Türkiye'deki ekonomi ve ticaretteki gelişmeyi anlatmak açısından faydalı olacağını düşündüğüm bu kitabımı, dostlarınıza da tavsiye edeceğinize inanıyorum.

"Bizim Wall Street" adlı kitabımı yazmama vesile olan ve hazırlanmasında yardımlarını esirgemeyen Zaman Gazetesi'nin kıymetli yöneticilerine ve fedakâr çalışanlarına ayrı ayrı teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

                                                                      

 

Mehmet Ali Yıldırımtürk

İstanbulMayıs 2001

 

 

 

Tahtakale'nin Doğuşu

 

İstanbul, taşı toprağı altın. Her semtinin ayrı özelliği var. Hangisinin yıldızının ne zaman parlayacağı veya söneceği belli olmaz. Üstelik Osmanlı'dan beri  her meslek, her işkolunun toptancıları, Eminönü'nün ayrı ayrı semtlerinde yerleşmiş. Böylece rekabet ortamı ve mesleki dayanışma da kendiliğinden sağlanmış.

Eminönü, İstanbul'un Avrupa yakasında tarihle iç içe olan bir ilçesi. En görkemli camiler, medreseler, türbeler, çeşmeler, hanlar, hamamlar, okullar, üniversiteler Eminönü'nün değerleri arasında yer alır.

İstanbul Valiliği ve ona bağlı idari müdürlükler burada bulunuyor. Yakın zamana kadar basın yayın kuruluşları meşhur Babı Âlî yokuşunda faaliyet gösterirlerdi.

İstanbul'un ilçe ve semtlerinden Eminönü'ne banliyö treni, tramvay, otobüs, dolmuş, denizden ise; vapur, deniz otobüsü ve büyük motorlarla ulaşım kolaydır.

İstanbul'a gelip de Eminönü ilçesine uğramayan pek yok gibidir. Özellikle Topkapı Sarayı, Ayasofya Camii, Yerebatan Sarayı gezilecek müzeler arasında yer alır.

Turistlerin Mavi Camii diye adlandırdıkları Sultanahmet Camii, Beyazıt Camii, Mimar Sinan'ın en güzel eserlerinden olan Süleymaniye Camii ve deniz kıyısına yakın Yeni Camii Osmanlı'yı yansıtan ve İstanbul'un sembolü olmuş eserlerdir. Minarelerinden yükselen ezan sesleri ve bu camilerde huşû içinde yapılan ibadetler, insanlara büyük haz verir.

Eminönü'nde bazı köşe başlarında rastlayacağınız güzel türbeler içinde bir Osmanlı padişahının mezarını bulabilirsiniz.

Türkiye'nin ve dünyanın diğer ucundan gelen insanların merakla sordukları mekanlar arasında Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı ilk sırada yer alır.

Gıdanın her türlüsü, kumaş, iplik, triko, tuhafiye, iç çamaşırı, mefruşat, züccaciye, metal eşya, elektronik eşya, plastik eşya, hırdavat, deri konfeksiyon, çanta, ayakkabı, saraciye, fotoğraf malzemeleri, saat, kuyumculuk, gümüşcülük, halı, baharat, kimyevi maddeler ile her türlü yerli ve ithal malların satıldığı ticarethaneler burada faaliyet gösterir.  Yani Türkiye'de ticaretin kalbi burada atar.

Birçok emtianın yerlisi, ithali, toptanı, perakendesi ve en ucuzu burada satılır. Bu nedenle İstanbul'un yerlisi, taşralısı, eskiden beri alışverişlerinde bu ilçeyi tercih ederler. Her zaman turistleri de bu ilçenin sokaklarında görmek mümkündür.

Yeni Camii, Eminönü ilçesinin en belirgin yeridir. Bunun hemen arkasında Mısır Çarşısı yer alır. Mısır Çarşısı'nın ön kapısından girip arka kapısından çıkıldığında sol yöne doğru ilerleyen sokaklar sizi Tahtakale semtine ulaştırır.

Uzun yıllardan beri her türlü ithal malların toptan ticaretinin yoğun yapıldığı bir merkezdir Tahtakale.

İşte maddi ve manevi zenginliklerin iç içe olduğu bu ilçede, Tahtakale semti, ticaretin merkezi olma özellikleri ile diğer semtlerden ayrılır.

Bu kitabı hazırlarken  edebiyatımızın kıymetli yazarlarından ve İstanbul'un tarihini en iyi bilenler arasında yer alan Sayın Beşir Ayvazoğlu Beyefendi'ye Tahtakale ismini sordum.

Sayın Beşir Ayvazoğlu, "Tahtakale ismi bu semte neden verilmiş? Tahtadan bir kale mi var?" şeklindeki soruma;

 "Mehmet Ali Bey, aslında Tahtakale değil Tahtel kal'a, yani sur altı anlamına gelen bir isimdir. Halk onu Tahtakale'ye dönüştürmüştür." cevabını verdi.

Halbuki ben, 'Her nasılsa tahtadan bir kale var, bu yüzden Tahtakale denilmiş.' diye düşünürdüm.

Sayın Beşir Ayvazoğlu Beyefendi'ye bu bilgilendirmelerinden dolayı teşekkür ediyorum.

Ne zaman döviz fiyatlarında hareketlenme olsa gazetelerde, televizyon ekranlarında Tahtakale ismi ön plana çıkar. Gerek İstanbul, gerekse taşradaki insanların kafası karışır. Kapalıçarşı'nın dar bir sokağındaki insan topluluğu görüntülenir. Ancak 'Tahtakale' diye bahsedilir. İnsanlar Tahtakale'ye gidince de döviz alınıp satılan dar sokağı arar. Tabii ki bulamaz. Kapalıçarşı'nın yolunu tutması gerekir.

Tahtakale semtinin şimdiki Kapalıçarşı serbest döviz piyasası ile özdeşleşmesini ben de sizler gibi merak edip araştırdım.

İleri yaştaki tüccarlara, eskiden beri buraları iyi bilenlere sordum.

Türkiye'de 1980 yılı öncesinde kapalı ekonomi uygulanıyordu. Bu dönemde döviz bulundurmak ve onunla alışveriş yapmak 32 Sayılı Türk Parası'nı Koruma Yasası'na göre yasaktı. Bu dönemde resmi yoldan ithali serbest olan mallar dışında, yasal olmayan yollarla yurda sokulan mallar da olurdu. Bunların ticareti gizlice tezgah altından yapılırdı. O dönemde bu malların yurtdışından alınabilmesi için, belirli bir döviz ihtiyacı olurdu. Bu dövizler yasal olmayan yollarla çok gizli olarak bu merkezdeki bazı gizli işyerlerinde kulaktan kulağa fısıltı ile iki kişi arasında alınır, satılırdı. İşte döviz alışverişinden bahsedildiğinde Tahtakale semtinin isminin ön plana çıkması bundan kaynaklanıyor.

Eminönü'nün deniz kıyısından Mısır Çarşısı'na doğru olan bölümünde eski Balık Pazarı'ndaki sarraflar ve altın ticareti yapan tüccarlar buradan ayrılmak zorunda kalır. Bunlardan bir kısmı 4. Vakıf Han'a, bir kısmı da o tarihlerde yeni yapılmakta olan Doğubank İşhanı'na yerleşir.

Doğubank'ta o dönemde işyeri sahibi olan şimdi emekliliğini yaşayan bir tanıdığım o yılları şöyle anlattı: "Benim Balık Pazarı'nda sarraf dükkanım vardı. Belediye oraları istimlâk ederek yıktı. Şimdiki Doğubank da yeni yapılıyordu. Doğubank'ın sahibi İzzet Şefîzade 35 dükkandan birini de bana sattı. Doğubank İş Hanı açıldıktan sonra, bazı dükkanlarda gizlice döviz işleri yapılırdı. Bir müddet sonra İzzet Şefîzade polise "Bu handa döviz işleri yapılıyor." diye ihbarda bulunmuş.Bunun üzerine polisler, Doğubank'ın kapılarını tutarak bütün işyeri sahiplerini Doğubank'ın  arkasındaki ikinci şubeye götürdüler. Hepimizin ifadeleri alındıktan sonra bizleri serbest bıraktılar. Bu olaylar 1950'li yıllarda oldu. Bu olaydan sonra birkaç işyeri sahibi Doğubank İşhanı'nı terk etti. Daha sonra, orada başka iş kolları faaliyet göstermeye başladı. Bir müddet sonra da, Kapalıçarşı'daki, kıyı, köşe işyerlerinde döviz işleri yapıldığı söylenmeye başlandı. Bu nedenle Tahtakale ismi yakıştırıldı." dedi.

Yine kapalı ekonomi döneminde altın ithalatı yasaktı. Ancak altın, yasal olmayan yollarla yurda getirilirdi. Altın, yurtdışından dövizle alınırdı. Altın ticaretinin Kapalıçarşı'da yoğunlaşmasıyla döviz işlemleri burada yer edindi. Diğer sektörler de döviz ihtiyaçlarını buradan karşılar oldular. Bu nedenlerle Kapalıçarşı'nın döviz işlemleri yapılan bu küçük bölümüne "Tahtakale" benzetmesi yapılır. Günümüzde ise; "Kapalıçarşı Serbest Döviz Piyasası" deniliyor.

 

 

Özal Öncesi Ayaklı Borsa

 

Borsa denilince ne anlatılmak istenildiği konusunda hepimizin bir fikri vardır. Ana Britannica'da Borsa: Tüccarların sayma, ölçme ve tartma ile değerlendirilebilen şeylerin ya da hisse senedi ve tahvil gibi değerli kağıtları alıp satmak bunların fiyatlarını saptamak ve duyurmak amacıyla düzenli aralıklarla toplanıldığı yer olarak tarif ediliyor. 16 Mayıs 1929 tarihli 1447 Sayılı yasa Menkul Kıymetler Borsası ile Döviz Borsası'nı "Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası" olarak tek borsa halinde ele alıp düzenlemiştir. Ana Britannica'da "Döviz (kambiyo) Borsası çeşitli işlemler için gereksinim duyulan kişilerin ulusal paraları alıp sattıkları piyasalardır. Satıcılar arasında devletler, ihracatçılar, ithalatçılar, uluslararası şirketler, dost ve akrabalarına para göndermek isteyen kişiler olabilir." şeklinde  açıklamada yer alıyor.

Borsanın bu tarifinden sonra "Ayaklı Borsa" ne demektir? Bunu merak edenlerin çoğunlukta olduğunu biliyorum. Özellikle 1980 yılına kadar "Yeraltı Borsası" şeklinde faaliyet gösterdiği söylenen bu borsanın 24 Ocak 1980 kararlarından sonra ayaklandığını görüyoruz.

Kambiyo yasasına göre gümrük mevzuatına uygun ve kısıtlı yapılan ithalat için ancak Merkez Bankası'ndan döviz temin edilebilirdi. İthal edilen mallar daha ziyade sanayi ve ilaç hammaddesi ile ülke için zorunlu olan emtialardan oluşurdu. O dönemlerde döviz fiyatlarını Merkez Bankası belirlerdi. Özellikle enflasyonun düşük olduğu yıllarda döviz fiyatları daha geniş zaman aralığında değişirdi.

İnsanlar yurtdışına gidecekleri zaman, pasaportları karşılığında belirli miktarda döviz alabilirlerdi. Yurda döndüklerinde, artan dövizlerini bankaların kambiyo bölümlerine veya Merkez Bankası'na satabilirlerdi. Bunun dışında döviz bulundurmak ve alıp satmak yasaktı. Ayrıca ithali yasak malları bulundurmak ve alıp satmak da cezai müeyyide içeriyordu.

Halkımızın dövizle tanışması, 1963 yılından itibaren yurtdışına çalışmaya giden işçilerimizle başladı. Başta Almanya olmak üzere Avusturya, Fransa, Hollanda, Belçika ve bazı İskandinav ülkelerinin de içinde bulunduğu Avrupa ülkelerine çalışmaya giden yurttaşlarımız, buralardaki kazançlarından ayırabildikleri tasarruflarını o ülkelerin para birimleriyle Türkiye'deki ailelerine gönderirlerdi. Ayrıca dinî bayramlar ve senelik tatillerinde Türkiye'ye geldiklerinde de yurtdışındaki birikimlerini beraberlerinde getirirlerdi. 1970'li yıllarda Anadolu'nun birçok köy, kasaba ve şehirlerinden yurtdışına çalışmaya giden yurttaşlarımızda bir hayli artış oldu. Bu gelişmeler ülke ekonomisine de faydalı oldu. İnşaat, emlak ve perakende ticaret sektörlerinde canlanma yaşandı. Türkiye'nin döviz rezervlerinde artış oldu. Ancak 196870 yıllarındaki terör hadiseleri, o zaman görevde olan  hükümetin yüksek devalüasyon yapması, ülke ekonomisinin zayıfladığının göstergesi oldu. Ayrıca 1974 Kıbrıs harekâtı, dünya petrol krizi nedeniyle petrol fiyatlarının yükselmesinin getirdiği zorluklar ve Türkiye'ye ABD tarafından uygulanan askeri ambargolar ekonomiyi olumsuz etkiledi. Dörtlü koalisyon dönemleri, siyasette yaşanan olumsuzluklar, ülkeyi yüksek enflasyon oranlarıyla yaşanır hale getirdi.

Yüksek enflasyon ve devalüasyonlar halkın tasarruflarını, döviz cinsinden tutmalarına neden oldu. Böylece halk, kendi maddi varlığını enflasyona karşı koruma yoluna gitti. Bugün de aynı yöntem devam ediyor.

Yurtdışındaki işçilerimiz belirli bir müddet çalıştıktan sonra pasaportlarına yurtdışından ev eşyası ve araba getirme (permi) hakkı kazanıyorlardı. Bu haklarını belirli ücret karşılığı başkalarına devredebilirlerdi. Özellikle, İstanbul/Sirkeci semti çevresindeki hanlarda permi ticareti doğdu. Bu sayede özellikle Alman-ya'dan televizyonlar, müzik setleri, mutfak eşyaları, permi hakkı kullanılarak düşük gümrük vergisiyle yurda getirildi. Bu şekilde yabancı malların ticareti de artmış oldu. Bu malların satışı bazen Türk Lirası ile bazen de yasal olmasa da dövizle yapılırdı.

1978 yılında Türkiye'nin döviz rezervlerinde azalma olunca, o dönemdeki hükümet yurtdışından bu tür mal girişini, üç aylık bir süre tanıdıktan sonra yasakladı. O üç aylık dönemde, "Avrupa Malları" diye tabir edilen ev ve mutfak eşyalarının tüketiminde patlama oldu.

Ayrıca zorunlu haller dışında halkın yurtdışına çıkışlarına da sınırlama getirildi. Bütün bu gelişmelerden sonra 1980'li yılların başlarında askerî darbe ile yönetimin değişmesi, Türkiye'nin liberal ekonomiye geçişinin başlangıcı oldu.

Buraya kadar yazdıklarımın Türkiye'nin kapalı ekonomi döneminde yasal olmayan döviz işlemlerinin sıkıntılarını ve ülke ekonomisinde yaşanan zorlukları yansıtmak açısından çarpıcı olduğunu düşünüyorum.

O dönemlerde hepimizin başından geçen ve anlatabileceğimiz birçok hikayeler sıralayabiliriz. İşte bunlardan birkaçı:

Bir arkadaşım 1975 yıllarında hastalanır. Tedavisi için İsviçre'ye gitmesi gerekir. Ancak pasaportuna 200 dolar verilmiştir. Fakat bu miktarda döviz, onun tedavisine yetmeyecektir. Yanında bir miktar İsviçre Frangı da götürmesi gerekir. Dolayısıyla zorunlu olarak, yasal olmayan yoldan temin ettiği İsviçre Frangı'nı, özel olarak yaptırdığı eni geniş bel kemerinin içine katlayarak yerleştirir. Kemerini de pantalonuna takar ve öylece İsviçre'ye gider. Bu şekilde tedavi masraflarını karşılama imkanı bulur.

Bir başka örnek de; hacca gidecek bir aile yine hacdaki harcamaları için bir miktar mark götürmek ister. Ancak bu parayı nasıl götüreceklerini düşünürlerken, erkeğin aklına parlak bir fikir gelir. Evdeki iki tane bakır yemek kabını alır. Doğruca çarşıya gider. Bu iki kabın arasına markları koyar. İç içe koyduğu bu kapların kenarını da lehimletir. Bu kabı da eşyalarıyla birlikte hacca götürür. Fakat evin hanımının bu olaydan haberi yoktur. O dönemlerde Suudi Arabistan'da imkanlar bu kadar iyi değildir. Dolayısıyla hacı adayları kendi yemeklerini kendileri yaparlar. İşte böyle bir günde; hacı hanım yemek yapmak için bakır kabı ocağa koyar. Yemek pişerken de hacı bey gelir ve gözü ocaktaki lehimli kaba ilişir. Feryat figan edip hacı hanıma seslenerek; o kabın içinde mark olduğunu söyler. Hacı hanım bu olaya çok üzülür. Ancak yapacak bir şey yoktur. Bakır kabın lehimini açtıklarında markların yanıklarını bulurlar.

Bu hadiseler o dönemde insanların döviz temini ve harcamaları konusunda ne sıkıntılar yaşadıklarını açıkça gösteriyor.

1970'li yıllarda çeşitli vesilelerle yurda gelen gurbetçi işçi dövizleri, yapılan alışverişlerde Türk Lirası yerine kullanılırdı.

Bu dövizler o bölgedeki bazı kişiler tarafından toplanırdı. Bu kişiler başka başka ticaretle uğraşırlardı. Bu işi yapanlara change (cenç)çi denirdi. Bunlar topladıkları dövizleri İstanbul'da ticari ilişkili oldukları daha büyük cenççilere gönderirlerdi. Bu gönderme şekli gizli olduğundan, bu konuda da değişik olaylar yaşanırdı. Gönderme işi tamamıyle karşılıklı itimada dayalıdır. Kuryeliği bazen şehirlerarası otobüs şoförleri, bazen özel kişiler, bazen de o yörede yetiştirdikleri mahsulleri büyük şehirde satmaya gelen kişiler yaparlardı.

Dövizlerin elden yapılan bu havale şeklinde, zaman zaman gerçek veya hayali soygun ve paket kaybolma olayları yaşanırdı. Dövizin yasal olmaması nedeniyle bu olay polise intikal ettirilmezdi. Olay, kendi yöntemleriyle çözülmeye çalışılırdı. Çoğu kez de bilinmezlikleriyle tarihe gömülürdü.

Sadece döviz bulundurmak değil, bir paket yabancı sigara bulundurmak bile kanun önünde suç teşkil ederdi.

Neyse ki o yasaklar, rahmetli 8'inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başkanlığı döneminde çıkarılan yasalarla kaldırıldı. Polis teşkilatı ve mahkemeler de bu tür davalara bakmaktan kurtuldular. İnsanlar da bu türlü suçlardan hapislerde yatmaktan kurtuldular.

           

 

 

 

 

 

Ayaklı Borsa Dar Sokakta

Türkiye 1980 öncesinde belirli zaman aralıklarında döviz konusunda sıkıntılar yaşadı. Yine o dönemlerde döviz kurlarını sırasıyla Maliye Bakanlığı, bakanlıklar arası döviz kurulu ve daha sonra da Merkez Bankası belirliyordu. Döviz kurları uzun süre sabit tutulup, ithalat ve ihracatın seyrine göre belirli tarihlerde Türk Lirası devalüe edildi. Uzun sürelerle sabit tutulan döviz fiyatları ile yasal olmayan yollarla yapılan döviz işlem fiyatları arasında yüzde 1015'lik fiyat farkları oluştu.

1974 yılından sonra TL'nin devamlı değer kazanması ve ardından yaşanan Kıbrıs harekâtı, 1977'den sonra dış rezervlerin hızla erimesine Türkiye'nin dış borçlarını ödeyemez duruma düşerek "70 cent"e muhtaç olmasına yol açtı.

Türkiye ekonomik yönden içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulmak amacıyla 24 Ocak 1980 kararları olarak bilinen yeni ve kapsamlı bir istikrar programını yürürlüğe koydu. Maliye Bakanlığı  Mayıs 1981'de döviz kurlarını günlük olarak belirleme işini, Merkez Bankası'na devretti. 1986 yılına kadar bu konudaki bazı değişikliklerle Merkez Bankası sadece ABD Doları'nın fiyatını günlük olarak belirleyip, buna bağlı olarak diğer yabancı para birimlerinin fiyatını belirli bir yüzde oranında alt ve üst limit olarak bankalara bıraktı. 1986 yılında yapılan düzenlemelerle döviz büfelerinin kurulmasına izin verildi ve ilk döviz büfesi Merkez Döviz AŞ adı ile Ankara'da kuruldu. Daha sonraki yıllarda İstanbul, İzmir ve diğer illerde hızla yeni döviz büfeleri açıldı.

Türkiye'de döviz kurunun arz ve talep şartları altında serbestçe belirlenmesi yönünde önemli bir adım, Ağustos 1988'de Merkez Bankası bünyesinde döviz ve efektif piyasaların açılması ile atıldı. Bu piyasalara bankalar, özel finans kurumları ve yetkili müesseseler ile Merkez Bankası'nın döviz pozisyonunu yöneten "Döviz İşlemleri Müdürlüğü" katıl. Böylece piyasalarda döviz, efektif ve altın alımsatımı yapılabildi. Döviz fiyatlarının, kamu otoritesinden bağımsız olarak belirlenmesine Şubat 1990'da izin verildi. 1990'dan beri bankalar özel finans kurumları ve yetkili müesseseler döviz kurlarını Merkez Bankası'ndan bağımsız olarak belirleyebiliyorlar.

Ülke ekonomisinin gelişimi ve geleceği için para politikasında bu düzenlemeler yapılırken,  daha önce yasal olmayan yollarla döviz alımsatımı yapan insanlar yetkili müessese olarak tarif edilen döviz büfeleri kurmaya başladılar. Kapalıçarşı'da bu sektörde olan kişiler daha ziyade GaziantepKilis kökenli ve birbirlerini tanıyan hemşehrilerinden oluşuyor. Ayrıca Güneydoğu Anadolu ve azınlık olarak da diğer illerin insanları bu piyasada faaliyet gösteriyor.

Döviz alım satımının yasak olduğu dönemlerde bu işi yapan insanlar, yani change (çenç)çiler fısıltı ve kulaktan kulağa fiyat oluşturmanın sıkıntısını uzun yıllar yaşamışlardı. Döviz bulundurma yasağının kaldırılması onların döviz fiyatını belirlemelerini kolaylaştırdı. Bu işleri yapan birkaç kişi bir araya gelerek kendi pozisyonlarına göre alıcı ve satıcı konumda döviz fiyatlarının tespit edilebildiği bir ortam oluşturdular. Kapalıçarşı'nın Kılıççılar ve Mahmutpaşa kapıları arasındaki Çuhacı Han Sokağı ve ona dik olan Ağa Sokak çevresi günün belirli saatlerinde onların mekanları oldu. Böylece önce "Tahtakale" sonra "Ayaklı Borsa" ve şimdilerde "Kapalıçarşı serbest döviz piyasası" adı altında faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Kapalıçarşı'ya gelen insanların çok merak ettiği "Ayaklı Borsa"nın içine girip burayı size anlatmaya çalışayım.

Bu borsanın kendine göre kuralları vardır. Ancak kayıtlı değildir. Üyeleri bellidir. Ancak üyelik kayıtları yoktur. Borsanın üyeleri birbirini genelde tanırlar. Ancak sektör dışından kimse üyeliğe alınmaz. Ayaklı Borsa'da söz senettir. Alıcı ve satıcı arasında geçen 'aldım' sözcüğü ve satıcının 'hayırlı olsun' sözcüğü alışverişin yapıldığı anlamına gelir. Artık bu alışverişten hiçbir şekilde vazgeçilmez. Vazgeçen taraf alışsatış farkını öder. Ancak esnaf arasındaki kredibilitesi de düşer. O kişi ile daha sonra yapılacak alışverişlere tereddütle yaklaşılır.

Ayaklı Borsa'da yapılan alışsatış akitlerinden sonra dövizin teslimi yine taraflar arasındaki anlaşmaya göre alan veya satanın iş yerinde yapılır. Bu döviz tesliminde zaman çok önemlidir. Eğer taraflar zaman tespiti yapmadılar ise en geç 10 dakika içinde döviz teslim edilerek karşılığında TL'si alınır. Eğer gecikme olursa alışveriş işlemi bozulmuş demektir. Yeni oluşan fiyatlardan yeni bir akit yapmak gerekir. Bu halde de işlemi geciktiren kişinin kredibilitesi bir miktar zedelenir.

Ayaklı Borsa'da dövizin pazarlanması sırasında malın tespiti konusunda şu akitler de yapılabilir:

Para (TL) peşin, mal (döviz) gelesiye: Bu "gelesiye" sözcüğü saat veya dakika cinsinden belirtilir. Yine aynı sözcükle gün zaman birimi olarak kullanılır. Bir gün, iki gün..  gibi.

Mal (döviz) peşin, para (TL) gelesiye.

Para (TL) ve mal (döviz) gelesiye gibi akitler geçerlidir.

Ekonominin istikrarlı dönemlerinde Ayaklı Borsa'da yapılan valörlü işlemlerde bazen valör; aylık olabilir. Bazen gösterge niteliğinde üç ve altı ay da olabilir.

Ayaklı Borsa'nın işlem miktarları döviz cinsinden 1000'lik, 100 binlik ve katları şeklinde yapılır. Küsüratlı işlemler pek geçerli değildir.

Konuşmalar iki kişi arasında yapılır. Üçüncü kişi araya giremez. Yani işlemler sırayla yapılır.

Bu borsanın döviz işlemlerinde birimler kısaltılmıştır.

10 tane aldım veya sattım demek, eğer döviz cinsi dolar ise 10 bin dolar işlem yapılmış anlamına gelir.

Bu örnekleri artırmak mümkün. Örneğin; 20 adet 20 bin, 50 adet 50 bin ve 100 adet 100 bin dolar anlamına gelir.

Ayaklı Borsa'nın kurallarından taviz verilmez. Hareketli günlerde işlemler büyük stres altında yapılır.

Burada çalışanlar genelde bir döviz büfesinin elemanlarıdır. Milyon dolarlara hükmeden bu elemanlar, 200 ile 500 dolar aralığında maaş alırlar.

Bu borsada nadiren patronları da görmek mümkün olabilir.

Ayaklı Borsa'nın ilk yıllarında mekan problemi yaşandı. Çoğu işyeri sahibi mağazasının önünde toplanan bu kişilerden şikayetçi oldu. Polisiye tedbirlerle bu topluluk dağıtıldı. 510 dakika sonra tekrar aynı yerde veya bir başka mağazanın önünde toplanırlardı. Ancak "Ayaklı Borsa"nın elemanları işlemlere olan konsantrasyonlarından dolayı nerede olduklarının farkında bile olmazlardı. Bir süre, bu itilip kakılmaktan Ayaklı Borsa'nın Kapalıçarşı'nın Kılıçlar Kapısı'nın dışına taşındığı da oldu. Günümüzde yine aynı bölgede, eni 1,5 metre , boyu da 1015 metre olan "Altıncılar Sokağı'nda" karar kılmış görünüyor. Yani Ayaklı Borsa ve bugünkü adıyla "Serbest Döviz Piyasası", Kapalıçarşı'nın bu dar sokağında faaliyet gösteriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"Bizim Wall Street" Deyince

 

Wall Street, ABD'de New York kentinde ülkenin önde gelen bazı finans kuruluşlarının toplandığı sokağın adıdır. Broadway'le East River arasında yalnızca yedi blok kadar uzanan kısa ve dar sokak olan Wall Street, adını Hollandalı göçmenlerin bölgeye saldırmaları beklenen İngilizleri durdurmak amacıyla inşa ettikleri (1653) toprak duvardan almıştır. Günümüzde New York Borsası, Amerikan Borsası, çeşitli yatırım bankaları, hükümete ve belediyeye ait menkul değerlerin alım satımını yapan aracı kuruluşlar, vakıf şirketleri, federal rezerv bankası birçok kamu hizmet kuruluşuyla sigorta şirketlerinin merkezi ve uluslararası pamuk, kahve, şeker, kakao ve menkul değerler borsaları Wall Street'te toplanmıştır. Wall Street günümüzde dünya çapında büyük finans ve yatırım etkinliklerin simgesi durumundadır ve bu niteliğiyle efsaneleşmiştir.

Bu çerçevede Türkiye'ye bakıldığında İstanbul'un, finans merkezi olduğunu görürüz. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) kurulmadan önce halka açık şirketlerin hisse senetleri, altın ve para piyasaları, kurumsal olmasa da Eminönü ilçesinin Sirkeci semtinde yoğunlaşmıştı. Birçok bankanın merkezleri ve merkez şubeleri bu çevrede yer almıştı. Sirkeci Hamidiye Caddesi üzerindeki 4'üncü Vakıfhan'da faaliyet gösteren işletmeler bugünkü aracı kurumların çekirdeğini teşkil ederler. 1980'lerde devlet iç borçlanma senetlerinin artması ve bankerlik faaliyetlerinin hız kazanmasıyla bu bölge hareketli günler yaşadı.

1986'da İMKB kuruldu. İlk önce Ziraat Bankası Cağaloğlu şubesindeki bir salonda işlemlere başlandı. Kısa süre sonra Karaköy Yolcu Salonu Caddesi'ndeki bir binada faaliyet gösterdi. 1994 Nisan ayında teknolojinin en son imkanlarından faydalanarak inşa edilen İstinye'deki kendi binasına taşındı. 1994'ten sonra Maslak ve İstinye semtleri banka ve finans sektörünün yeni merkezleri oldular. Ancak döviz ve altın piyasaları bu merkezde henüz yerini alamadı.

Kapalıçarşı, Osmanlı döneminde yapılmış o tarihlerden beri birçok işkolunun ve perakende mağazalarının faaliyet gösterdiği dünyaca ünlü alışveriş merkezidir. Sandal Bedestan, Cevahir Bedestan ve çevresindeki tarihî hanlarla görülmeye değer bir çarşıdır. 1960'lardan sonra kuyumcu ve mücevher mağazaları çarşının büyük bir bölümüne hakim olmuş durumdadır. Özellikle 1983'ten sonra Türkiye'de liberal ekonomiye geçişin de etkisiyle kuyumcu vitrinlerinde altın miktarı arttı. Bu gelişmeyle Kapalıçarşı'daki kuyumcu mağazaları göz kamaştırıcı bir hal aldı.

İstanbul'a gelen yerli ve yabancı turistlerin en çok merak edip ziyaret etmek istedikleri mekanlar arasında Kapalıçarşı ilk sırayı alır. Bu nedenle yılın her mevsiminde Kapalıçarşı'da turist görmek mümkündür. Bu turistler bazen grup olarak, bazen de kendi imkanlarıyla gelirler... Ferdî olarak gezen turistlerin genelde ellerinde Kapalıçarşı'nın haritası veya burayı tanıtan bir kitap vardır. Ancak yine de birçok yeri merakla izlerler. Bazen bizler için normal olan görüntüler, onlara cazip gelir. Oranın film ve fotoğrafını çekerler. Bu arada Ağa Sokak ve Altıncılar Sokak'ta toplanan kalabalık dikkatlerini çeker. Ellerinde telsiz telefonlu bu insanların ne yaptıklarını çözmeye çalışırlar.

Çoğu kez karşılaştığım turistler bu toplulukta ne yapıldığını sorarlar. Ben de kendilerine; daha kolay anlatabilmem açısından burası "Bizim Wall Street" diyorum. Bu anlatım onların da çok hoşuna gidiyor. Bunun üzerine daha önce çekinceyle baktıkları topluluğa yaklaşarak daha yakından izliyorlar. Bazen görüntülerini bile alıyorlar.

Turistler için ilgi çeken bu topluluk, yerlilerimizden pek tasvip görmüyor. Hatta uzaktan da olsa bu topluluğu gören insanlar, orada tartışma veya büyük bir kavga olduğunu sanarak, hemen yolunu değiştirip oradan uzaklaşmaya çalışıyorlar.

Bazen de buraları tanıyan insanlar beraberindeki bir kişiyle oradan geçerken, o kişiye dönüp "Bak burası o televizyonda gösterilen borsa. Burada döviz veya altın alınıp satılıyor." diyor. Bazıları da borsadaki insanlara yaklaşıp fiyat soruyorlar veya oranın borsa olduğunu teyit etmeye çalışıyorlar.

Kapalıçarşı'nın içinde bir de polis karakolu var. Burada görevli polis ve bekçiler çarşının güvenliğini sağlıyorlar.

Kapalıçarşı Karakolu'nun komiseri zaman zaman değişiyor. Komiser, ilk geldiği günlerde Ayaklı Borsa'da toplanan insanları yadırgıyor. Hatta onlardan rahatsızlık duyup bazen o topluluğu emrindeki polisler vasıtasıyla dağıtıyor. Bu olay birkaç gün sürdükten sonra, komiser de bu topluluğa alışıyor. Böylece komiser de borsa ile tanışmış oluyor. İşte "Bizim Wall Street"te böyle enteresan olaylar yaşanıyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tabelasız "Wall Street"

 

Bizim Wall Street'te yapılan işlemler gözden ziyade kulağa hitap eder. Döviz alım satımının yasak olduğu dönemlerde kulaktan kulağa ve gizlilikle yapılan işlemlerden kalan alışkanlık sürmektedir. Ancak bugünkü işlemler yüksek sesle yapılır. Yine de işlem hacmini ve fiyatları gösteren bir tabelası yoktur. Bu nedenle "Ayaklı Borsa"nın üyeleri kendi gayretleriyle işlemleri ve konuşulan fiyatları izlerler.

Altıncılar Sokağı'nın dar aralığında faaliyet gösteren Kapalıçarşı serbest döviz piyasasının başlangıç ve bitiş saatleri de kayıtlı değildir. Genellikle her gün saat 10.00'da toplanıp akşam 18.00'de dağılırlar. Seansı başlatan ve bitiren gong sesi de yoktur. "Ayaklı Borsa" çalışanlarına üyelik kaydı da uygulanmaz. Onların üyelik kaydı çevreleridir. Ayrıca hangi patronun adamı olduğunun bilinmesidir. Çalışanların da patronlarının piyasadaki güvenilirliği ile kredibilitesine göre güvenilirlikleri vardır. Eğer işyeri değiştirirse güvenilirliği ve kredibilitesi de değişir. "Bizim Wall Street" çalışanları teknolojik gelişmelerden faydalanırlar.

Şimdilerde onların ellerinde elektronik hesap makinesi, işyerleri ile direkt bağlı telsiz telefonları ve borsada yaptıkları işlemleri kaydettikleri bir not defterleri vardır. Tahsil dereceleri önceki yıllarda ilk ve ortaokulu geçmezken günümüzde üniversite mezunlarına da rastlamak mümkündür.

"Bizim Wall Street" in tabelası olmadığından oluşan fiyatları öğrenmek için, yapılan işlemleri yakından izleyip dinlemek gerekir. Eğer herhangi bir işlem yapmayıp sadece fiyatlar öğrenilecekse, o takdirde tanıdık bir kişiye sorulması gerekir. Diğer işyeri sahiplerinin elemanları da gün içinde piyasadaki değişime göre birçok kez "Ayaklı Borsa"ya uğrayıp değişen fiyatları öğrenirler.

Bilgi paylaşımı konusunda genelde cömert davranılır. Çünkü "herkesin muhakkak bir gün birine işi düşer" felsefesi hakimdir.

Piyasaların istikrarlı olduğu dönemlerde çalışanlar daha rahattır. Ancak istikrarsız piyasalarda çok stresli saatler yaşanır. Bilginin devamlı yenilenmesi gerekir. Sürekli fiyat değişimi olan günlerde bilgi kalıcı olmaz. "Ayaklı Borsa"dan veya işyerinden, örneğin biriki saat ayrılan işyeri sahibi veya çalışanı tekrar döndüğünde, daha önceki fiyat bilgilerini yeniden tazelemesi gerekir. Aksi halde eski fiyat bilgileri ile işlem yapması mümkün olmaz.

Fiyatların oluşumundaki diğer bir etken uluslararası piyasa fiyatlarıdır. Son dönemlerde gelişen teknolojinin de etkisiyle uluslararası piyasalarda gün boyu sürekli fiyat değişimleri yaşanır. Bu değişim iç piyasa fiyatlarına da yansır. Uluslararası piyasalar 24 saat periyodik olarak açıktır. Türkiye saati ile (TSİ) 11.00'de Avrupa borsaları açılır. Bu borsalardan gelen açılış fiyatları "Bizim Wall Street" te fiyatların oluşmasında etkin olur. Bu nedenle Kapalıçarşı'da sağlıklı fiyatla yapılacak alışverişler saat 11.00'den sonra yapılmalıdır. Günün ikinci yarısında (TSİ) 15.30 New York borsaları açılır. Burada oluşan fiyatlar esas Wall Street fiyatlarıdır. "Ayaklı Borsa" da saat 18.00'deki kapanış saatine kadar Amerika piyasaları dikkate alınır. Son zamanlarda tüm dünya piyasaları New York piyasalarının etkisi altında hareket etmektedir.

New York borsalarının kapanışı (TSİ) 23.10'dadır. İşleri gereği New York Borsası'nın kapanışını öğrenmek isteyenler evlerinden kendi imkanlarını kullanarak bu bilgiye ulaşabilirler.

"Bizim Wall Street" te fiyat tabelaları yoktur. Ancak işlem ve fiyatlarla ilgili bilgiye ulaşmak her zaman mümkündür. Bilgiyi paylaşmak "Bizim Wall Street" in kuralları arasındadır.

 

(Onmilyon-TL resmi)

Dövizlerin Bize Göre Dili

 

Döviz alışverişinin yasal olmadığı dönemlerde bu işi yapan insanlar yaptıkları işin gizliliği açısından, kendi aralarında anlaşabilecekleri bir lügat oluşturdular.

Böylece kendilerini daha kolay ifade edebildikleri gibi, polis ve maliye karşısında da yaptıkları işleri gizliyebildiler.

Üstelik dövizler için oluşturulan bu lügat, döviz işi yapan kişiler arasında Türkiye'nin her yerinde geçerli hale geldi.

Dövizlere isim verilirken yabancı paranın ait olduğu ülkenin ürünleri ön plana çıkartıldı. Ayrıca iki yabancı paranın birbirine olan oranı da isim olarak kullanıldı.

ABD Doları'nın "Bizim Wall Street" teki ismi "tam" adıyla bilinir. Bu isim ABD Doları ile Alman Markı'nın birbirine olan oranından alınmıştır. Bir para biriminin diğer para birimine olan oranına "parite" adı verilir. Geçmiş yıllarda genelde, dolar ve mark cinsinden işlem yapıldığından dolar/mark paritesi daha öncelikli takip edilirdi. İşte o dönemde dolar/mark paritesi 4 olduğunda dolara "tam" adı verilmiş. Yıllardan beri de döviz işlemlerinde "tam" denildiğinde dolardan söz edildiği anlaşılır.

"Bizim Wall Street" te de alıcıların ifadesi:

"Tam alırım, tam! denildiğinde o kişinin dolar alacağı anlamına gelir.

Tam var, tam! denildiğinde de o kişinin dolar satacağı anlamına gelir.

4 Alman Markı'nın 1 ABD Doları'na eşit olduğu dönemde Alman Markı'na "çeyrek" adı verilmiş. Hâlâ da bugün "Ayaklı Borsa" çevresinde Alman Markı'nın adı "çeyrek" olarak geçmektedir.

Yine "Bizim Wall Street" veya "Ayaklı Borsa" işlemlerinde bu isim uyarlandığında:

'Çeyrek alırım, çeyrek!' denildiğinde o kişinin mark alacağı anlamına gelir. Veya:

'Çeyrek var, çeyrek!' denildiğinde o kişi mark satacağını ifade etmiş olur.

Dolar ve marktan sonra en çok işlem gören diğer yabancı para birimlerinin "Bizim Wall Street"teki isimleri şöyledir.

İsviçre para biriminin adı "Frang"dır. İsviçre kaliteli çikolatalarıyla meşhurdur. Bu özelliğinden dolayı "Bizim Wall Street"te İsviçre Frangı'na "çikolata" adı verilmiştir.

İngiliz para birimi "Sterlin" veya "Paund" olarak bilinir. İngiliz Sterlini'nin "Bizim Wall Street"teki adı "Kraliçe"dir. İngiltere kraliçesinin günümüzde hâlâ hakimiyetini sürdürmesi ve sürekli gündemde olmasından dolayı bu isim verilmiştir.

Fransız para birimi "Fransız Frangı" olarak adlandırılıyor. Fransızların araba markalarından ünlü olanı Citroen olmasına rağmen Peugeot markasından esinlenerek, Fransız Frangı'nı ifade etmek için "Pejo" denilir.

Şimdi geldik İtalyan para birimine: İtalyan para birimine bizim para birimine yakın bir isim olan "Liret" denilir. İtalyanlar spagettileriyle daha çok tanındıklarından İtalyan Lireti'ne de "Makarna" denilir.

Hollanda para biriminin dünya para piyasalarındaki resmî ismi "Hollanda Florini"dir. Hollandalıların, Osmanlı döneminde İstanbul'dan götürülen laleleri yetiştirip kendilerine mal ettiklerini birçoğumuz biliriz. Ama yine de Hollanda, laleleriyle meşhurdur. Şimdi sıkı durun. Zannetmeyin ki Hollanda Florini'ne Ayaklı Borsa'da "Lale" deniliyor. Yanılırsınız. Hollanda para birimi aynı zamanda "Gulden" olarak da bilinir. İşte "Lale", "Gulden" falan derken, Hollanda Florini'ne "Bizim Wall Street"te "Gül" adı takılmıştır.

Avusturya para biriminin şilin olduğunu bildiğinizi tahmin ediyorum. Ancak Avusturya Şilini diğer Avrupa para birimlerine göre daha düşük değerdedir. Bundan esinlenerek kıymeti düşük para çuvalla taşınır anlamına gelen ve şilin kelimesine de ifade olarak yakın olan "Şilte" adı uygun görülmüştür. Böylece Avusturya Şilini'ne "Şilte" denilmektedir.

Suudi Arabistan'a hac farizesini yerine getirmeye gidenleriniz iyi bilir. Suudi Arabistan para birimi "riyal"dir. "Bizim Wall Street"te kolay anlaşılabilsin diye Suudi Arabistan Riyali'ne "Hacı" adı verilmiştir.

Yabancı para birimlerinin "Ayaklı Borsa" daki lügatını aşağıda tekrar sıraladım.

Yabancı para               "Bizim Wall Street"      

biriminin adı           deki ismi

ABD Doları                                "Tam"

Alman Markı                      "Çeyrek"

İsviçre Frangı                      "Çikolata"

İngiltere Sterlini                               "Kraliçe"

Fransız Frangı                     "Pejo"

İtalyan Lireti                        "Makarna"

Hollanda Florini                              "Gül"

Avusturya Şilini                               "Şilte"

Suudi Arabistan Riyali         "Hacı"

Bu isimleri döviz büfelerinin fiyat tabelalarında göremezsiniz. Oralarda para birimlerinin uluslararası isimleri geçerlidir.

Ayaklı Borsa'da işlemleri sadeleştirmek için sistemin kendisinin koyduğu isimlerle konuşuluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Ne bilem? No'lor?

Daha önceki bölümlerde "Ayaklı Borsa"da işlem yapan kişilerin yörelerini anlatmıştım. Bu insanların çoğu özellikle Güneydoğu Anadolu'dan gelen vatandaşlardır ve kendi yöresel şiveleriyle konuşurlar. Aynı yöre insanları kendi şiveleri ile konuştuklarında birbirlerini çok kolay anlarlar. Ancak diğer yöre insanları, onları daha zor anlarlar. Bunun tersi de geçerlidir.

Önceki yıllarda bu oluşumun daha belirgin olarak görüldüğü söylenir. Bugün için bu konuda daha az sıkıntı yaşanmaktadır.

İletişim teknolojisinin daha sınırlı olduğu yıllarda döviz ve altın işlemleri konusunda bilgi edinmek sözlü ifadelerle yapılırdı. Döviz işlemlerinin yasal olmadığı dönemlerde de yani borsanın ayaksız olduğu dönemlerde fiyat bilgilerini paylaşmak için iki kişi telefonla görüştüklerinde Güneydoğu Anadolu kökenli vatandaşımız;

"No'lor?" (Fiyatlar ne oldu? anlamında) der.

Bu tek soruya, karşısındaki aynı yöre insanı onu gayet iyi anlayarak eğer kendisi de biliyorsa, döviz fiyatlarını, işlem miktarını, eğer kendisi bir iş yaptıysa o alışverişin cinsini, miktarını ve fiyatını dövizlerin kendi lügatlarındaki isimleriyle söyleyerek bilgisini onunla paylaşır. Özellikle Ege Bölgesi insanları da kendi şiveleriyle yine kendi yöresi insanınından aynı bilgileri öğrenmek istediğinde onun da söyleme şekli söyledir:

Ne bilem abey? (Fiyatlar ne oldu? anlamında). Karşısındaki de onun ne demek istediğini anlar ve o da onunla bilgisini paylaşır.

Diğer bölgeler için de bu tür örnekler vermek mümkündür.

Burada özellik tek bir soruyla döviz fiyatları, altın fiyatları, pariteler, altın ve dövizlerin uluslararası piyasa fiyatlarının sorulması amaçlanmaktadır. Bu soru şekli de yine "Ayaklı Borsa"da kişilerin birbirini anlayabilme kuralıdır.

Öğrenciliği sırasında bizim piyasalarda çalışan şimdi de mühendislik mesleğini yapan şakacı bir arkadaşım var. Zaman zaman bana uğradığında takılmadan edemez. İlk sorduğu soru:

Ne bilem abey? şeklinde olur. Bu soruya biz de onunla birlikte kahkaha ile güleriz.

Bugün "Ayaklı Borsa"da iletişim çok rahat olmasına rağmen,

Ne bilem abey?

No'lor?

soruları hâlâ sorulmaya devam ediyor.

 

 

 

 

 

 

Teknolojinin Bereketi

 

8'inci Cumhurbaşkanı rahmetli Turgut Özal'ın 19801990 döneminde getirdiği yenilikler Türkiye'nin ekonomik ve sosyal yönden önünün açılmasında etkili oldu. Uzun süre kapalı ekonomi ile yönetilen Türkiye, o dönemde liberal ekonomik modele geçti ve gelişmekte olan ülkeler sınıfında yer almaya başladı. Rahmetli Özal geleceği görerek globalleşen dünya ile bütünleşme hedefi doğrultusunda telekomünikasyon ve haberleşmeye önem verdi. Bu çerçevede dünyadaki en yeni haberleşme teknoloji altyapısını Türkiye'de inşa ederek telekomünikasyonda en ileri ülkeler seviyesine ulaştırdı. Bu sayede ihracat ve ithalatın haberleşme ağını geliştirdi. Bu gelişme bütün sektörlerin iç ve dış piyasasalarla entegresinde faydalı oldu.

Geçmişe baktığımızda altın ve para piyasaları için hayati önemi olan bilgiye erken ulaşma olgusu oldukça atıl kalmıştı. Örneğin Anadolu'daki bir tüccar İstanbul'daki meslektaşına ulaşma ve oluşan fiyatları öğrenmek için ancak şehirlerarası telefon imkanından faydalanabilirdi. Bunun için sabah iş yerine geldiğinde, PTT santralına telefon eder, İstanbul'da konuşmak istediği numarayı yazdırır ve telefonun bağlanması için sıraya girerdi. Santrallerde hat sayısı kısıtlı olduğundan sabah yazdırılan telefon talebi aşırı sıra nedeniyle ya akşam üzeri veya ertesi gün gerçekleşirdi. Dolayısıyla İstanbul'daki abone ile telefon konuşması çok zaman alırdı. Böylece bilginin önemi de bir miktar azalırdı. Altın fiyatlarının yazıldığı ve taşradaki kuyumculara ulaştırılan fiyat listeleri posta aracılığı ile bir hafta sonra ellerine ulaşırdı.

Bu gelişmeler, yurtdışı için de geçerliydi. Özellikle toptan altın satışı ile uğraşan tüccarlar, altının yurtdışındaki fiyatlarını öğrenmek için yine sabahtan İsviçre'deki aynı işle uğraşan bir tanıdığına telefon etmek için PTT'nin milletlerarası santralına kayıt yaptırır, bu telefonun bağlantısı da ancak gün sonunda ve ertesi gün gerçekleşirdi. Bu arada birkaç defa fiyatı değişirdi.

1983'ten sonra Türkiye'nin telekomünikasyonda ileri teknolojiyi yakalaması sayesinde bilgi akışı hızlandı. Bugüne geldiğimizde ise Ulaştırma Bakanlığı'nın son yıllarda uzayda kurdurduğu haberleşme uydu istasyonları sayesinde bu iletişim daha da hızlandı.

Türkiye'nin telekomünikasyon ve haberleşmede sahip olduğu bu imkanlar; Ayaklı Borsa'ya, bankacılık, finans sektörü ve medyaya büyük fayda sağladı.

Özellikle "Bizim Wall Street" te iş yerlerine konulan telsiz telefon ve bilgisayarlar sayesinde internetten yararlanarak Reuters ve diğer haber ajanslarından elde edilen bilgiler, anında Ayaklı Borsa'da çalışanların el telefonlarına ulaşır. Telsiz telefonların kapsama alanı sınırlı olduğundan cep telefonlarından da yararlanılmaktadır. Bu nedenle Ayaklı Borsa'da çalışanların hepsinin elinde bir telefon türü görmek mümkündür. Teknolojinin getirdiği yeni imkanlar, rekabeti de artırmaktadır. Bilgiye önce ulaşan rakibinin bir adım önünde iş yapma kapasitesine sahip olur. Bu şartlar diğer borsalar için de geçerlidir.

İstanbul, Türkiye'nin finans merkezi olma özelliğine de sahiptir. Buradan diğer illere gün boyu bilgi akışı olmaktadır. Bu illerdeki kuyumcu veya döviz büfeleri Kapalıçarşı piyasasındaki fiyat oluşumuna anında ulaşmaktadır. Edindiği bilgiye göre de kendi işyerinde en yeni fiyatı uygulamaktadır.

Telekomünikasyondan en fazla yararlanan sektörler arasında bankacılık ön sıralarda yer almaktadır. Hepimizin bildiği gibi bankaların elektronik ortamında para trafiği oldukça yoğundur. Elektronik bankacılık sayesinde Türkiye'nin finans sektörü, gelişmiş ülkelerle boy ölçüşebilecek seviyeye geldi.

Bankacılık sektörünün sahip olduğu bu teknoloji imkanları "Bizim Wall Street" te işlemlerin kolaylaşması ve para taşıma riskini azaltması açısından fayda sağladı. Ancak bankaların kendilerine rakip olması açısından dezavantajlı oldu.

Bu çerçeveden bakıldığında; diğer sektörlerde de olduğu gibi, Türkiye'nin bir ucundan diğer ucuna banka şubeleri sayesinde elektronik ortamda parayı havale etmek artık çok kolaylaştı. Bu zaman kazanımı malın maliyetini de ucuzlattı. Böylece elden para gönderme, paranın taşıma ve kaybolma riski de ortadan kalktı.

Elektronik bankacılığın "Bizim Wall Street"te rekabet açısından zaman zaman zararları da oldu. Banka müşterileri mevduattaki paralarını istedikleri zaman bankasında dövize çevirme ve döviz tevdiat hesabını TL'ye çevirme işlemlerini Türkiye'nin neresinde olursa olsun bankasına telefonla talimat vererek gerçekleştirebilmektedir.  Böyle Kapalıçarşı'daki bir döviz büfesinden, dolaylı olarak da "Ayaklı Borsa"dan döviz  almak için gireceği  zaman kaybı para taşıma ve sayma riskiden korunmuş olmaktadır. Müşterinin bu bankayı tercih etme seçeneği Ayaklı Borsa'nın işlem hacmini olumsuz etkilemektedir.

1994 krizinde MB'nin bankalara ve döviz büfelerine döviz satarak piyasalara müdahale etmesi sırasında, halkın aşırı döviz talebi, döviz büfelerine krizi nimete döndürme imkanı sağladı. Döviz fiyatlarındaki günlük dalgalanma ve Kapalıçarşı'daki döviz büfesi fiyatlarının bankalar göre daha uygun olması halkın döviz talebinde buradaki döviz büfelerei aracılığı ile "Ayaklı Borsa" dan döviz almasına neden oldu.

Kasım 2000 ve Şubat 2001'de yaşanan krizlerde de "Ayaklı Borsa"nın yıldızı tekrar parladı. Bankaların kendi aralarında oluşturduğu İnterbank ortamındaki bankalar arası döviz piyasasında; Merkez Bankası'nın bankaların aşırı döviz talebini karşılamaması bankaların Kapalıçarşı'daki döviz  büfeleri aracılığı ile serbest piyasadan döviz temin etme istekleri "Ayaklı Borsa" da işlem hareketini canlandırdı.

Telekomünikasyonun gelişmesi sayesinde "Ayaklı Borsa"ya rakip olan bankalar "Ayaklı Borsa"dan medet umar hale geldiler..

Rahmetli Özal sayesinde gelişen telekomünikasyon ve iletim teknolojisi frekanslarda para trafiğini hızlandırdı.

Telekomünikasyon her türlü borsa ve finans sektörünün uluslararası piyasaları yakından izleme imkanı da sağladı. Yine bu sayade periyodik olarak dünyada 24 saat açık olan dünya borsalarına ulaşma ve izleme imkanı doğdu.

Bankaların kambiyo ve döviz birimleri, Ayaklı Borsa, altın borsası, finans kesimi, görsel medya (haber ağırlıklı olarak), bu işle ilgilisi olan kişiler; internetteki haber kaynaklarından dış piyasalardaki ve diğer emtia piyasalarındaki oluşan fiyatları yakından izleyebilmektedir.

Bu çerçevede uluslararası piyasalarda her yönüyle etkin olan borsalar; İngiltere'de Londra, ABD'de New York, Avustralya'da Sidney ve Çin'de Hong Kong borsalarıdır. Bu borsalarda oluşan fiyat ve işlemler diğer piyasalara yön vermektedir. Bu arada 1997'de yaşanan Asya Krizi'nden sonra ABD'de New York Borsası, yani Wall Street; fiyatların oluşumu açısından daha önemli bir borsa olarak kabul edilir.

Dünyadaki önemli borsaların Türkiye saati ile (TSİ) ile açılış ve kapanış saatleri piyasaların işlerliğine ait fikir vermesi açısından aşağıda sıraladığım gibidir. (Belirtilen saatler altın borsalarına aittir.)

     BORSANIN          BORSALARIN(TSİ)İLE

ÜLKESİ VE ADI                AÇILIŞ    KAPANIŞ   İŞLEM

                                       SAATİ      SAATİ     SÜRESİ

(İngiltere) Londra Borsası               10.00       19.00       9 saat

(ABD) Newyork Borsası                15.30       09.00       6 saat

(Avusturalya) Sidney Bors.             02.00       09.00       7 saat

(Çin) Hong Kong Borsası               05.00      12.30        8,5 saat

Yukarıdaki listeden de anlaşılacağı gibi periyodik olarak 24 saat uluslararası borsalarda işlem yapmak ve fiyatlara ulaşmak mümkün olmaktadır.

 

 

 

 

 

 

İstikrarın Barometresi

 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün, gerçekleştirdiği inkılap-lar, Türkiye Ekonomisi'nin gelişip büyümesi için devletin öncülüğünde kurduğu fabrika ve bankalar, özel sektöre yol gösterme açısından oldukça önemlidir. O dönemdeki büyük kalkınma hamlesi, halka heyecan verdi ve on senede yapılanlar hiç unutulmadı.

II. Dünya Savaşı'nın dünyaya ve ülkemize ekonomide olumsuz etkileri oldu.

Daha sonra ülke idaresinde çok partili sisteme geçildi. Türk Ekonomisi çeşitli dönemlerde gelişti; ancak siyasetin ön plana çıkması ve kısır parti çekişmeleri nedeniyle demokrasi askeri darbelerle kesintiye uğradı. Askeri yönetimler sırasında uygulanan dışa kapalı ekonominin de etkisiyle istikrarlı geçiş dönemleri yaşandı.

1974'teki Kıbrıs Harekâtı'nın ardından ülkemize uygulanan ekonomik ambargolar ülke ekonomisini olumsuz etkiledi. Bu dönemlerdeki üçlü koalisyon hükümetleri sırasında siyasi gelecek uğruna devlet kadroları gereksiz şişirildi. Adama göre iş politikası ön plana çıkarıldı. Yine siyasi çıkar uğruna bazı sektörlere devlet hazinesinden gereksiz subvanseler yapılarak ülke ekenomisi zarara uğratıldı. Kısa ömürlü koalisyon hükümetleri ve 1,52 yılda bir yapılan erken genel seçimler de ülke ekonomisi  için zararlı oldu.

Dış mihrakların etkisiyle ülkede yaşanan ideolojik çatışmalar ve terör nedeniyle, ülke ekonomisi büyük bedel ödedi.

Bu gelişmeler hazineyi zayıflattı, maliyenin gelirgider dengesi bozuldu, ülke 70 cent'e muhtaç duruma geldi. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile çeşitli zaman aralıklarından ekonomide alınan tedbirlerle kredi anlaşmaları yapıldı. Bu dönemlerde Türk Lirası'nın değeri yabancı paralar karşısında belirli yüzde oranlarında düşürüldü, yani devalüe edildi.

Toplum bu siyasi ve ekonomik istikrarsızlıktan oldukça etkilendi ve TL'den kaçarak, yabancı para birimleri ile altına yatırım yaparak, enflasyona karşı kendini koruma yöntemini seçti. Ancak TL'den  kaçış ve mala olan talep enflasyonun daha da yükselmesine neden olan faktörler arasında yer aldı.

Terörün ülke bütünlüğünü tehdit eder pozisyona gelmesi ve hükümetlerin bunu önleyememesi sonucu 1980'de demokrasi askeri darbeyle bir kez daha kesildi. Mevcut partiler de lav edildi.

O dönemde kurulan teknokratlar hükümetiyle, bir yandan 24 Ocak 1980'de alınan kararlarla ülke ekonomisinde istikrar sağlanmaya çalışılırken, yeni partiler kurulmasına izin verilerek tekrar siyasi hayata geçme hazırlıkları yapıldı. 1983'te yapılan seçimlerden sonra Sayın Turgut Özal'ın partisi çoğunluğu sağlayarak hükümeti kurdu.  

Başbakan Turgut Özal, dünyadaki liberalleşme rüzgarına uyarak, ülkeyi kapalı ekonomi modelinden liberal ekonomi modeline taşıdı. Birçok konuda köklü yasalar çıkartırken, Hazine ve maliye yeni vergilerle güçlü hale getirildi. Türkiye'nin komşu ülkeler ve dış dünya ile ticari ilişkileri arttı. Döviz alış verişi, altın ve kıymetli maden ve taş ithalatı serbest bırakıldı. Ülkeye döviz girdisini artırmak için hayali ihracata göz yumuldu. Vatandaşların bir kereye mahsus olmak üzere Merkez Bankası'na paranın o tarihteki değeriyle 100 bin lira yatırarak yurt dışındaki tasarruflarını yurda getirme imkanı tanındı. Bu sayede ülkede yeni yatırım hamlesi başladı ve hükümetin öncülüğünde ülke inşaat şantiyeleriyle doldu. Turizmde yeni oteller yapılarak turizm gelirleri artırıldı. Yabancı sermayenin ülkeye girişinde kolaylık sağlandı.

Turgut Özal, 1987 yılında cumhurbaşkanı seçildi. Hızlı kalkınma ve siyasetin ön plana çıkmasıyla daha sonra kurulan tek parti ve koalisyon hükümetleri yine kısa ömürlü olmaya başladı. İstikrarsız dönemler tekrar başladı. 

Bu istikrarsız dönemlerde siyasi çıkarlar uğruna devlet bankalarından verilen usulsüz krediler ve subvanselerle bu bankaların açıkları arttı. Bu durum ülke ekonomisi üzerinde enflasyonist baskı meydana getirdi. Hazine'nin gelirleri düştü, bu nedenle de tahvil ve bono ihracı ile yurt içi ve dışından borçlanma yoluna gidildi.    

19701980 yılları arasındaki iki ve üç haneli enflasyon rakamları 1987 yılına kadar gerilediyse de o yıllardan sonra tekrar yükseldi. 1994 yılında üç haneli rakamlara ulaştı. Bu yıldan sonra uygulanan istikrar tedbirleriyle tekrar iki haneli rakamlara dönüldü. 1980 öncesinde olduğu gibi 1987-2000 yılları arasında Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik anarşik çatışmalar ülke ekonomisi ve başarısına zarar verdi.       

1999 yılında kurulan 57'nci hükümet üçlü koalisyondan oluşuyor. Bu hükümet hazırladığı ekonomik programla IMF ile 3,5 yıllık standby anlaşması imzaladı. Bu anlaşma o güne kadarki hükümetlerin imzaladığı 17'nci standby anlaşmasıydı. Bu anlaşma ile döviz kuru çıpaya bağlandı, faizler serbest bırakıldı. Özelleştirmeye hız verilerek Hazine'nin iç borç yükü azaltılacak enflasyon kademeli olarak tek haneli rakamlara getirilecekti.           

Bu program Türkiye'nin bugüne kadar yaşadığı yüksek enflasyona son verecek, ülke Avrupa Birliği'ne girmeye hazırlanacaktı.           

Başlangıçta program ilk altı ay iyi uygulandı ve faiz oranları yüzde 130 seviyelerinden kısa sürede yüzde 35 seviyesine indi. Halka döviz cinsinden borçlanmaları ve yatırımcılara TL enstrümanlarında kalmaları tavsiye edildi. Fakat siyasilerden programa yeterli destek verilmeyince programın uygulama takviminde aksamalar oldu. 57'nci hükümet dış yatırımcıların gözünde kredibilite kaybetmeye başladı. Bu arada bir müddet önce başlayan ödeme zorluğuna düşen bankaların (mevduata yüzde 100 devlet güvencesi verilmiş olduğu için) devletin kurduğu fona devredilmesi işlemi hızla arttı. Bu da Hazine'nin yükünü artırdı. Bu gelişmelerle ülkedeki yabancı yatırımcılar paralarını TL'den dövize çevirerek yurt dışına çıkardılar. Böylece 22 Kasım 2000'de bir kriz yaşandı. Likitide sıkışıklığı nedeniyle gecelik faizler tavana vurdu. 2001 yılının ilk aylarında alınan tedbirler tatminkâr olmadı. 21 Şubat 2001'de yeni bir kriz başladı ve kasım krizinden daha şiddetli oldu. Hükümet dövizde çıpa uygulamasından vazgeçtiğini ve dalgalı kur sistemi uygulamasına geçtiğini açıkladı. Hükümet, Dünya Bankası başkan yardımcılığı görevindeki Sayın Kemal Derviş'i ABD'den getirerek dışarıdan bir bakan olarak ekonomi yönetimini devretti.           

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Sayın Kemal Derviş iç ve dış temasları sonucu ekonominin krizden kurtulması için yaptığı iki ay süreli çalışmalar sonucu ekonomiye kalıcı, köklü ve uzun vadeli çözümler getiren iki yıllık program hazırlayarak uygulamaya koydu. Bunun için yeni strateji ve hedefler belirlendi.        

Bu programa siyasilerin ve toplumun desteğinin olması halinde başarı şansı yüksek olacak ve ülke istikrara kavuşacaktır.           

Ekonominin bu tarihsel gelişimi içinde, paranın değerinin düşürülmesi ekonomideki istikrarsız dönemlere rastlamaktadır.           

İhracatı artırmak için cumhuriyet tarihinin ilk kur ayarlaması 7 Eylül 1946'da yapıldı. TL'nin dolar karşısındaki değeri 130 kuruştan 280 kuruşa yükseltildi.          

Hükümet 4 Ağustos 1958'de ekonominin iç ve dış değerlerini yeniden sağlamak üzere istikrar paketi ile doların fiyatını 2,80 TL'den 9,00 TL'ye çıkararak yüzde 221,43 oranında fiili bir devalüasyon yaptı. Bu devalüasyon 1960 Ağustos'unda resmileşti.

Cumhuriyet tarihinin üçüncü devalüasyonu 10 Ağustos 1970 tarihinde 1 dolar= 9 TL'den, 1 dolar = 15 TL'ye yükseltilerek yüzde 66,6 oranında oldu.       

Bu arada çeşitli tarihlerde de küçük kur ayarlamaları yapıldı.   

Eylül 1977'de 19,25 TL olan doların değeri 1 Mart 1987'de 25 TL'ye çıkarıldı. 11 Nisan 1979'da 1 dolar = 35 TL, 11 Haziran 1979'da 1 dolar = 47,10 TL oldu.      

25 Ocak 1980'de 1 dolar = 70 TL olarak belirlendi. 1982 yılından itibaren kontrollü esnek kur sistemine geçildi.        

5 Nisan 1994'te dolar = 30 bin TL'ye yükseldi. Enflasyon oranındaki yükselişe paralel olarak 2000 yılında döviz de çıpa uygulamasına geçildi. 22 Şubat 2001'de bu sistemden dalgalı kur sistemine geçilerek bu tarihte 687 bin lira olan dolar 1 milyon 300 bin liraya kadar yükseldi.   

1983 öncesinde ayaklı döviz borsası olmadığından halk o tarih öncesindeki istikrarsızlık dönemlerinde yatırımlarını altın enstrümanlarında değerlendirirdi. O dönemlerde altın işlemlerinde yoğunluk yaşanırdı.  

19831987 yılları arası ekonomide istikrar yaşandı. Ayrıca tasarruf enstrümanlarında da çeşitlenme olduğundan (bonotahvilköprü baraj senetleri hisse senetleri gibi) altın ve döviz işlemlerinde durgunluk hüküm sürdü.     

Bu tarihten sonraki istikrarsızlık 1993 Eylül 1994 Nisan döneminde yaşandı. Bu dönemde de Ayaklı Borsa'da hareketli günler görüldü. Bavul ticaretinin arttığı 1994 sonrasında Ayaklı Borsa'da yine arz yönünde hareketli günler oldu.

1999 2000 Kasım'ına kadar ise Ayaklı Borsa'da hem döviz hem altında en durgun seanslar yaşandı. 

"Bizim Wall Street"teki en son hareketlilik 22 Şubat 2001 tarihinden itibaren tekrar başladı. Ancak bu işlemlerde döviz alım satım farkları yüzde 5 seviyesine ulaştı. Daha önceki yıllarda bu farklar yüzde 1 seviyesinde oluyordu. Şimdilerde ise alışsatış farkı dolarda yüzde 0,1 oranında gerçekleşiyor.          

Son krizler altın borsasına olumsuz yansıdı. Altının fiyatı yükselmesine rağmen altın işlemleri satıcılı seyir izledi. Yatırımcılar altın satarak döviz aldılar ve genelde döviz borçlarını ödediler. 

Bütün bu anlattıklarımdan da anlaşılacağı gibi "Bizim Wall Street" istikrarın barometresi gibidir. İstikrarlı dönemlerde durgun, istikrarsızlık dönemlerinde oldukça hareketlidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Borsanın Altın Ayağı

Türkiye'nin altın ticareti ile ilişkisi Osmanlı dönemine dayanır. Oldukça uzun geçmişe sahip bu piyasayı siz de takdir edersiniz ki bu sınırlı sayfalı el kitapçığımıza sığdırmak mümkün değildir. Türkiye'deki altın piyasasının işleyişine siz kıymetli okuyucularımı bilgilendirmek amacıyla ana hatlarıyla değinmek istiyorum.

Türkiye altın tüketimi açısından dünyada Hindistan'dan sonra geliyordu. Bu kıymetli madenin hammaddesine sahip olmayan Türkiye'nin külçe tabir ettiğimiz altın hammaddesini mutlaka yurtdışından getirmesi gerekiyordu. 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'nun 1930'dan itibaren altın ve altın dışındaki kıymetli madenlerle her türlü dövizin ithal ve ihracını yasaklaması, bu ticaretin devletin bilgisi dışında yasal olmayan yollardan yapılmasına yol açtı. Kabul edildiğinde olumlu görülen bu kanun, çıkarıldığı yıllarda Türkiye'yi 1929'da dünyadaki ekonomik bunalımın olumsuz etkilerinden korudu, ancak sonraki yıllarda etkinliğini kaybetmeye başladı. Bu kanunun yürürlükten kaldırıldığı tarihe kadar altın ve döviz kaçakçılığı adeta teşvik edildi. 1989 yılında Merkez Bankası'nın altın ithalatını serbest bırakmasıyla, altın kaçakçılığına büyük darbe vuruldu, altın ithalatı ve ihracatı yasal yollarla yapılmaya başlandı. Genelde İsviçre, Bulgaristan, Beyrut, Suriye, İran ve Irak üzerinden yapılan altın ve döviz kaçakçılığı yıllarca devam etti ve bu alanda adeta görünmeyen bir sektör oluşturuldu.

12 Eylül 1980'de askeri yönetimin iş başına gelmesinin etkisiyle 1980, 1981 ve 1982 yıllarında yavaşlama gösteren altın kaçakçılığı, 19831988 yılları arasında en parlak dönemini yaşadı. Altın ithalatının 1989 yılında Merkez Bankası tarafından yapılmaya başlamasıyla Türkiye'ye yapılan gayriresmi altın ihracatı son buldu. Türkiye'ye giren altın miktarı son yılların en düşük miktarı olan 4,8 tona gerilemiştir. Altın ithalatının serbest bırakılması, yıl içinde 100150 ton yasal olmayan yollarla ithal edilen altının azalmasının başlıca nedenini oluşturdu. Altın kaçakçılığının giderek azalmasının diğer nedenleri ise; altın dışındaki alternatif yatırım araçlarının çeşitlenmesi, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)'nın performansının artması, ayrıca kaçak altın trafiği içinde olan İran, Irak ve Suriye gibi ülkelerde bu konuda sıkı tedbir alınması olarak sayılabilir.

Türkiye'ye yasal olmayan yollarla gelen altın konusunun çözümü için TC Merkez Bankası para piyasaları ve fon yönetimi genel müdürlüğü bünyesinde döviz karşılığı altın piyasasının uygulama talimatı; Mart 1989'da hazırlandı. 10 Nisan 1989'dan itibaren de altın ithalatı resmen başladı. Merkez Bankası'nın ithal ettiği altınları çok düşük kâr marjı ile bankalara ve yetkili müesseselere (döviz büfeleri) döviz karşılığında satması yasal olmayan yollardan yapılan altın ithalatının sona ermesine neden oldu. 1989 Nisan'ına kadar Türkiye'ye kaçak olarak sokulan külçe altınlar kiloda 250 ila 1000 dolar arasında değişen yüksek kâr marjlarıyla alınıp satılmakta ve altın kaçakçılarına büyük bir kazanç sağlamaktaydı. Altın ithalatının başlamasıyla bu yüksek kârlâr son buldu ve Merkez Bankası sadece 22 dolarlık bir kâr marjı ile ithal ettiği altınları faturalı olarak satmaya başladı.

Merkez Bankası aynı amaçlarla 15 Aralık 1984 tarihinde Türk Lirası karşılığında altın satışına başladı; ancak Merkez Bankası bu ilk ithalat ve satış denemesi sırasında; fiyat kotasyonunu bir önceki günkü ons ve döviz fiyatını baz alarak sattığı için zarar etti, Bu durum  Merkez Bankası'nın altın satışlarına son vermesine neden oldu. Bu dönemde satılan altınlar 50 gramdan 1 kiloya kadar değişik ağırlıktaydı.

Merkez Bankası'nın 1984 yılında altın satışlarının nedeni altın sektöründeki vergi kaybını önleme amaçlı oldu. Bankadan alınan altınların faturalı olması kuyumculuk sektörünü rahatlattı. Kuyumcu esnafı önceki yıllarda bir kilo altın faturası temini için oldukça zorlanırdı. Merkez Bankası'nın düşük marjlı altın satışı sayesinde kuyumcu esnafı daha ucuz fiyattan altın almaya başladı ve altın ithalatının düzenli yapılması sektörün altın teminindeki sıkıntılarını yok etti.

1937'den 1980'e kadar altın trafiğinde önemli bir rol üstlenen Kilis, sadece altın ve döviz kaçakçılığı ile değil Türkiye'de olmayan her şeyin kaçakçılığının yapılmasıyla da ismini duyurdu.

Kilis'in konum itibariyle Beyrut'a yakın olması o bölgedeki insanların bu tür faaliyetlere yönelmesine neden oldu. Beyrut'un serbest bölge olması, birçok bankayı bünyesinde barındırması ve bu bankaların döviz transfer işlemlerini rahat yapması gibi nedenlerle külçe altınları da çok küçük kâr marjı ile ithal veya ihraç edilebiliyordu.

Altınlar İsviçre'den uçakla Beyrut'a getiriliyor, oradan gizlice Suriye'ye,ardından Kilis ve çok gizli olarak da İstanbul'a ve Anadolu'nun diğer şehirlerine naklediliyordu.

İstanbul'daki tüccarlar bu altınları dövizle aldıklarından, dövizler aynı yoldan geri gidiyordu. 1974'te büyük tüccarların Beyrut'u terk etmesiyle Kilis'in de önemi giderek azaldı. 1980 yılına kadar ağır aksak yapılan altın kaçakçılığı 12 Eylül hareketinden sonra tamamen durdu.

Türk ekonomisinde özel bir yeri ve önemi olan altın, yıllarca süren unutulmuşluğundan 29 Mart 1982'de yapılan yasal düzenlemeyle kurtulmaya başladı. Bu düzenlemeyle, işlenmiş altın ihracatı serbest bırakıldı. 7 Temmuz 1984'te yapılan yasal düzenlemeyle de işlenmiş altın ihracatı ile ihraç kaydıyla ithalatına kolaylıklar getirildi.

Türkiye'de altın üretimi çok kısıtlıdır. 56 adet elektrolitik bakır üreten kuruluşlarca yılda yaklaşık 500600 kilogram altın üretilir. Bu rakam, tüketimin çok altında kalır.

Altın ithalatının yasaklı döneminde Ayaklı Borsa'da sadece altın işlemleri gizlice yapılırdı. Bu dönemde mali polis burada çalışanların korkulu rüyası olurdu. Zaman zaman bu konuda da sıkıntılı anlar yaşanırdı.

Altının kaçak olduğu dönemlerde altın fiyatları, altının çok veya az getirilişine göre değişirdi.

Ayrıca altının dış piyasa fiyatları düşse bile, yine eski fiyatından satılırdı. Altın fiyatını olumsuz etkileyen diğer nedenler ise; polisiye tedbirlerin artırılması, altının kaçak ulaşımı sırasında yakalanması olurdu.

Altın borsasında da söz senet ilkesi çalışır. Ayaklı Borsa'nın bütün özellikleri altın borsasında da geçerlidir. Altın ithalatının serbest bırakılması ve İstanbul Altın Borsası'nın kurulması Kapalıçarşı altın piyasasında işlem yapanların legal hale gelmesine yardımcı oldu.

Bu borsada da telekomünikasyondan yararlanılmaktadır.

Daha önceki yıllarda ekonominin istikrarlı oluşuna göre altında haftalık, aylık ve üç aylık vadelerde alımsatım yapılırdı. Altın fiyatı tespit edildikten sonra altın ve para vadesinde teslim edilirdi.

Çok önceki yıllarda altın talebi çiftçinin hasat mevsiminde, nişan, evlilik ve sünnet düğünlerinin çok olduğu yaz aylarında ve yurtdışı işçilerin yıllık izinlerinde artardı. Yüksek enflasyon dönemleri de altın talebinin artmasına neden oldu.

1984'ten sonra turizmde yatak sayısının artmasıyla, Türkiye'yi ziyaret eden turist sayısının çoğalması o yörelerde altın, takı tüketimini artırdı. Bu gelişme de Kapalıçarşı altın borsasında işlem miktarının artmasına yardımcı oldu.

Altın ithalatının yasal olmadığı dönemlerde kaçak olarak gelen altın, şahıs veya sarraf ve kuyumcu esnafı tarafından darphaneye verilerek cumhuriyet altını bastırılırdı. Böylece kaçak altın resmîleşirdi.

Merkez Bankası'nın altın sattığı ilk dönemde kuyumcu esnafı çok erken saatte Merkez Bankası önünde sıraya girerek uzun kuyruklar oluştururdu. Sınırlı miktarda altın satışı nedeniyle sıranın gerisinde olanların altın alma ihtimalleri zayıf olduğundan, ön sırada olanlardan yüksek fiyatlara sıra satın alınırdı. Bir ara Merkez Bankası önünde altın almaktan vazgeçip sıra ticareti yapanlar da oldu.

Bu günlerde Kapalıçarşı altın borsasında arz talep dengesine göre altın fiyatları, dış piyasa fiyatlarının da altında kalabiliyor.

Bunun nedeni de Türkiye'de hâlâ altın rafinerisinin kurulamamış olmasından kaynaklanıyor.

Darphanenin cumhuriyet altını basmak için esnaftan altın kabul ettiği çarşamba günlerinde eskisi kadar olmasa da Kapalıçarşı altın borsasında işlemler bir miktar artıyor.

1983 yılından sonra tasarruf enstrumanlarının artması altın işlemlerini olumsuz etkilediği gibi son yaşanan kriz nedeniyle de halkın altın satışlarının artması altın fiyatlarını ve altın işlemlerini olumsuz etkiledi.

1984'ten sonra altın ithalatının serbest olması Kapalıçarşı altın borsasını da rahatlattı.

 

Altının Pazar Sözlüğü

1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu'yla 1930'dan itibaren altın ve altın dışındaki kıymetli madenlerle her türlü dövizin ithal ve ihracı yasaklandı. Bu yasanın 1984'de yürürlükten kaldırılmasına kadar altın ve döviz kaçakçılığına adeta göz yumuldu.

Bu dönemde yurda kaçak giren altınların pazarlamasını belirli tüccarlar yapardı. Genelde 1 kiloluk 24 ayar standart İsviçre, İngiltere menşeli şirketlerin patenti olan bu külçe altınlara esnaflar kendi aralarında "Beykoz" ve daha sonraları "Çikolata" adını taktılar.

Bu altınların alışverişi yine gizli, kulaktan kulağa ve ayrıca telefon aracılığı ile yapılırken de "Beykoz" diye bahsedilirdi. Bazen bu pazarlama için küçük yüzdelerle çalışan komisyoncular kullanılırdı.

195065 yılları arasında altın alış satış işlemleri Sirkeci'deki Doğubank İş Hanı'nda yoğunlaştı. Ancak daha sonra buradaki esnaflar kuyumcu atölye ve mağazalarının yoğunlaştığı Kapalıçarşı'ya yöneldi. O tarihlerden  beri külçe altın ticareti Kapalıçarşı'da yapılıyor.

24 ayar standart külçe altınlar, saflık derecesi konusunda bir sorun yaşanmadığından tercih edilir. Bu altınların bir kısmı cumhuriyet altınları bastırmak için TC darphanesine götürülür, bir kısmı da kuyumculuk sektöründe kullanılır.

24 ayar standart külçelere kimyasal işlemlerle belirli yüzde oranında gümüş veya bakır ilave edilerek 22 ayara indirgenir. Böylece cumhuriyet altınları basılır.

Kuyumculuk sektöründe de imal edilecek takı modeline göre, 24 ayar standart külçeler 22, 18 ve 14 ayara indirgenerek işlenir.

24 ayar standart altınların dışında bir de halk elinde bulunan altın para, bilezik, küpe, kolye, yüzük, zincir gibi takılarını kuyumcu ve sarraflara geri sattığında bu altınlara da "Hurda Altın" adı verilir. Bu altınlar eritilerek şahıs atölyelerinde saflaştırma işlemine tabi tutulur. 24 ayar standart olmayan külçe haline getirilir. Bu şekildeki altınlara "takoz" denir. Bunların ve 24 ayar standart külçelerin merdaneden geçirilerek levha haline getirilmiş şekline de "çekili altın" adı verilir. Ayrıca; kullanılmış ve hurda haline getirilmiş 22 ayar bilezikler de kuyumcu esnafı arasında "hurda bilezik" adı altında işlem görmektedir.

Halkın elindeki altınlar kuyumculara geri satıldığında eritilirler. Standartlara uygun olmayan bu altınların mevcut teknolojiyle saflaştırılarak,standart hale getirilmesi için öncelikle uluslararası standartlarda bir altın rafinerisi kurulması, yüzük, küpe, bilezik, zincir, kolye, Cumhuriyet lirası gibi standart olmayan altınların bu rafineride arıtılması gerekir. Böylece standart hale getirilen altınların gerek ülkemizde gerekse diğer ülkelerde satılabilme imkanı elde edilecektir.

Kapalıçarşı altın borsasında (Ayaklı Borsa) son yıllarda 24 ayar altın fiziki şekline göre pazarlanmaktadır. Bunlar uluslararası standartta ve sertifikalı olan, piyasada "orijinal" adı verilen ithal külçeler,iç piyasada üretilen çekili, takoz ve 22 ayar bilezik şeklindeki altınlardır.

Halktan altın arzının çok olduğu dönemlerde çekili ve takoz şeklindeki altınlar, orijinal şekildeki külçeye göre daha ucuz olur.

Bu aynı zamanda 24 ayar altının iç piyasadaki fiyatının uluslararası piyasa fiyatından daha ucuz olduğu anlamına gelir.

Altın soy metaldir. Saflık derecesi (ayar) yükseldikçe yumuşak olduğundan aşınması daha kolay olur. Bu nedenle kullanımına özen göstermek gerekir.

Önceki yıllarda Türkiye'nin çoğu bölgelerinde altın takılarda 22 ayar tercih edilirdi. Günümüzde Doğu Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde hâlâ 22 ayar altın takılar tercih edilirken diğer bölgelerde aksesuar niteliği taşıyan 14 ayar altın takılar daha çok talep görmektedir.

1980 öncesinde ülkemizde kapalı ekonomi modeli uygulandığı yıllarda, halk tasarruflarını Osmanlı dönemi altınları, cumhuriyet altınları ve 22 ayar altınlarda değerlendirirdi.

Ancak 1980 sonrasında yatırım enstrümanlarının artması, gelir dağılımının bozulması nedeniyle, bu tür altınların tasarruf amaçlı alımları azaldı. Özellikle soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra, altının uluslararası piyasalardaki fiyatının sürekli gerilemesi ve bunun iç piyasadaki altın fiyatlarına da yansıması, tasarruf amaçlı altın alımlarını olumsuz etkileyen diğer bir nedendir.

Son yıllarda cumhuriyet altınlarının hediye amacıyla tüketimi daha ön plana çıkmıştır.

Buna rağmen Türkiye; Dünya'da altın ithal eden ülkeler arasında ön planda yer almaktadır.

Altın saflık ölçüsü (Ayar) tablosu

Ayar        24      23        22        21        20        19

Milyem 1000    958      916      875      833      790     

Ayar        18      17        16        15        14        13

Milyem   750    710      665      625      585      542     

Ayar        12      11        10          9          8          7

Milyem   500    455      415      375      333      292

Ayar          6        5          4          3          2          1

Milyem   250    208      166      125        83        41

Altın uluslararası piyasalarda İngiliz ağırlık ölçü birimi olan ONS'la işlem görmektedir.       1 onfiltered=31,10 Gr.dır.

Milyem: Altının ayar ölçüsünü ifade eder. Milyemin fazlalığı, altının kıymetli olduğunu gösterir.

 

 

 

 

 

Gözler Yalan Söylemez

 

1960'dan sonra Türkiye'de altın tüketiminin artması, yurtdışına giden işçilerin tasarruflarının bir kısmını altın alarak değerlendirmelerinden kaynaklandı. 1974 yılından sonra yaşanan petrol krizi ve uluslararası piyasalardaki bazı gelişmelerden sonra, altın fiyatlarının serbest bırakılması, altına olan talebi artırdı.

1980'de uluslararası piyasalarda altın fiyatları dolar bazında en yüksek seviyesine ulaştı.

O dönemlerde enflasyonun yüksek olması nedeniyle insanlar, tasarruflarının büyük bir kısmını altında değerlendirerek paralarını enflasyona karşı korumaya çalıştılar.

O yıllardaki altına olan talep Kapalıçarşıda ki yasal olmayan ayaklı altın borsanın canlanmasına neden oldu.

Bazı küçük gruplar halinde üçbeş kişi arasında yürütülen  ayaklı altın borsasının korkulu rüyası İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Şube Ekiplerine bağlı polislerdi. Esnaf arasında bu polislere "dayı" adı verilmişti. Üç beş kişi  bir araya geldiğinde "dayılar geliyor" sözcüğü topluluğun dağılmasına yeterdi. Altın ticaretinin yoğun olduğu dönemlerde vadeli işlemler de yapılırdı. O dönemde maddi gücü yüksek esnafların Ayaklı Borsa'daki işlemleri dikkat çekerdi.

Onlar alımsatım pozisyonları için fiyat belirlenmesi sırasında alıcı veya satıcı olduklarını kesinlikle belli etmezlerdi. O kişinin alıcı veya satıcı pozisyonunda olduğunu çözmek, karşısındaki insanın sezgisine bağlıydı. "Gözler yalan söylemez" denildiği gibi o kişinin mimiklerinden, gözkaş hareketlerinden ve tavırlarından onun pozisyonu çözmeye çalışılırdı. Aksi takdirde malın pazarlanmasındaki karşılıklı konuşma sırasında mal alacağı yerde elindeki malını satmış olur ve açık pozisyona düşerdi. O dönemde Ayaklı Borsa'da profesyonel  borsacılar vardı. Çünkü o zamanlar altın kaçak yollarla geldiğinden büyük kâr marjı ile satılırdı. 1984 sonrasında altın ithalatının serbest bırakılmasıyla altında kâr marjı azaldı ve Ayaklı Borsa'daki işlemler de hacim olarak düştü. Altının tasarruf amaçlı alımlarının azalması da bunda etkili oldu. Ayrıca döviz piyasasının altına alternatif bir piyasa olması nedeniyle Ayaklı Borsa'daki altın işlemleri olumsuz etkilendi.

1987 yılında İMKB'nin kurulmasıyla buradaki profesyonel borsacılar hisse senedi işi yapmak için İMKB'de yer almaya başladılar.

Bugün Kapalçarşı'dan geçerken Varakçı Sokağı'nın başına uğradığınızda göreceğiniz beşon kişilik grup Kapalıçarşı altın piyasasının elemanlarıdır. Burası Ayaklı Borsa'nın altın bölümüdür. Benim tabirimle "Bizim Wall Street"in bir parçasıdır.

Buradaki işlemler de döviz borsasındakinden farklı değildir. Oradan malın fiyatı tespit edilip sözlü olarak alış satış akti yapılır. Mal ve para teslimi işyerlerinde gerçekleştirilir.

Ayaklı Borsa'nın altın bölümünde fiyat tesbiti ve akit sırasında biraz yüksek sesle şu konuşmalar geçer.

Orijinal alırım orijinal!

Bu söz standart külçe altın anlamına gelir. Karşısındaki kişi

Var!

diye seslenirse ne fiyat istediğini sorar. Karşılıklı konuşmalarda fiyatta anlaşırlarsa, karşı taraf

Hayırlı olsun! der,

ve alışveriş gerçekleşir. Artık bundan dönüş olmaz.

Bugünlerde bu alışverişler daha ziyade dolar veya mark cinsinden yapılmaktadır. Bir kilo altın satışındaki kâr marjı bu günlerde 510 dolar seviyesindedir. Altının kilosunun 8 bin dolar olmasına karşın elde edilen kâr oldukça düşüktür. İşlem hacminin düşüklüğü ve rekabetin çok olması bu sonucu doğurmaktadır.

Yine bu konuşmalara kulak kabarttığımızda;

Çekili var çekili! denirse;

24 ayar levha halinde altın satılacağı anlamına gelir.

Bilezik alırım bilezik! derse, o kişinin "1 kilo ve katlarında 22 ayar hurda bilezik" almak istediği anlamına gelir.

Altın borsasında yapılan işlemler 1 kilo ve katları şeklindedir. Daha aşağı miktarlarda işlem yapılmaz.

İşte "Bizim Wall Street" böyle renkli, böyle enteresandır.

 

 

İstanbul Altın Borsası ve        Kapalıçarşı Altın Borsası

 

24 Ocak 1980'de ekonomide serbest piyasa uygulamasına geçilmesiyle alınan yapısal değişiklik kararları, altın sektörünün gelişimi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. 1983 ve 1984'te alınan kararlarla altın ithalatı, belirlenen kurallara uymak şartıyla serbest bırakıldı. Türk Lirası'nın değerinin tespitinde TC Merkez Bankası yetkili kılındı.

Bu kararlar doğrultusunda TC Merkez Bankası bünyesinde 1984'te Türk Lirası karşılığı altın piyasası kuruldu. Kurulan bu piyasada TC Merkez Bankası tarafından ithal edilen altınlar yurtiçindeki şahıslara Türk Lirası karşılığı satıldı. 1989 yılında TC Merkez Bankası tarafından bu kez döviz karşılığı altın piyasası kuruldu. Bu piyasada da yine TC Merkez Bankası tarafından ithalatı yapılan altınlar yurtiçindeki şahıslara döviz ve efektif karşılığı satıldı. 1989 yılında da çıkarılan Türk parası kıymetini koruma hakkındaki 32 sayılı kararla sermaye hareketleri serbest bırakıldı. Bu değişimler sonucu mali sistemde önemli bir yer tutan altın konusunda gerekli düzenlemelerin yapılması ihtiyacı doğdu.

Türk parası kıymetinin korunması hakkındaki 32 sayılı kararda 1993'te yapılan değişikliklerle altın fiyatının belirlenmesi ile ithalat ve ihracatı serbest bırakıldı. Altın ithalatı ve ihracatı konusunda alınan kararlarla bu işlemler için kolaylıklar getirildi. Altın konusundaki bu gelişmelerle yurtiçi fiyatlarıyla dünya fiyatları arasındaki dezavantajın azaltılması maliyetlerin düşmesini sağladı. Kuyumculuk sektörünün yurtdışı rekabet şansının artmasıyla, ithalatı yapılan altınlar işlenerek hem yurtiçindeki talebi karşılamasına hem de yurtdışına ihracat yapılmasına imkan sağlayacak bir büyüme trendine girildi.

Sektörün yeniden yapılanması sürecinde yeni modeller, yeni tasarımlar geliştirilerek sektöre kazandırıldı ve yatırımlar artırıldı. Bu gelişmeler sürecinde altın borsasının kurulması, altın bankacılığının geliştirilmesi ve kuyumculuk sektörüne destek olunması, son safhasında da altın rafinerisinin kurulması hedeflendi.

29 Nisan 1992 tarihinde 3794 Sayılı Kanun da değişiklik 28 Temmuz 1981 tarih ve 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun "kambiyo ve kıymetli madenler borsaları" ile ilgili maddesine göre gerekli düzenleme yapılarak "İstanbul Altın Borsası"nın kurulması çalışması başlatıldı. Yapılan bir dizi mevzuat düzenlemelerinden sonra 1995 yılı Haziran ayında İstanbul Altın Borsası faaliyetine başladı.

İstanbul Altın Borsası'nın kurulması gelecekte İstanbul'un finans merkezi olmasında büyük katkıda bulunacaktır. Ayrıca ülke ekonomisine büyük faydalar sağlayacağı ümit edilmektedir. İstanbul Altın Borsası uzman kadrolar ve altın ticareti yapan kişi ve kuruluşlarla da yakın temas ve görüş alışverişi yapılarak Borsa'nın gelişmesi yönünde hareket etmektedir.

"İstanbul Altın Borsası" bünyesinde daha sonra kurulan gümüş ve platin borsası da faaliyetlerini sürdürmektedir. Kademeli olarak yapılan çalışmalarla "İstanbul Altın Borsası"nın Avrupa standartlarında olmasına gayret edilmektedir.

"İstanbul Altın Borsası"nın fiziksel altın, gümüş ve son zamanlarda platin alışverişine imkan tanınması "Kapalıçarşı Altın Borsası"nda yasal olmayan yollarla yapılan altın alışveriş işlemlerinin kısmen resmîleşmesine yardımcı oldu. Ancak işlem hacmi ithal edilen işlem hacmiyle sınırlı kalmaktadır.

İstanbul Altın Borsası'nda üyelik şartlarını yerine getiren bankalar, özel finans kurumları, yetkili müesseseler ve aracı kurumlar faaliyet göstermektedir.

Uluslararası altın piyasalarında sadece uluslararası geçerliliğe sahip külçe altınların alınıp satılması yanında İstanbul Altın Borsası'nda standart dışı altın işlemleri de başlatılmış olmasına rağmen fazla işlerlik kazanmadı.

Son yıllarda İstanbul Altın Borsası bünyesinde vadeli işlemler piyasası da açıldı. Ancak şimdilik işlem hacmi düşüktür.

İstanbul Altın Borsası'nın başarılı olabilmesinin bir diğer şartı altın rafinerisinin kurulmasıdır. Bu amaçla altın rafinerisinin en kısa zamanda kurulması ve faaliyete geçmesi gerekmektedir. Ülkemizde her yıl tekrar kullanıma giren 3540 ton seviyesinde hurda altının, rafineri olmamasından dolayı temizlenememiş olması ekonomik kayıplar oluşturmaktadır.

Ortadoğu ülkeleri ve Orta Asya cumhuriyetlerinden gelen rafine edilmemiş altınların ülkemizde kurulması gereken rafineride temizlenmesi ve rafine edildikten sonra kendi borsamızda rahatlıkla satılabilmesine imkan tanınmalıdır. Uluslararası standartlara uygun olmayan altınların ülkemizde temizlenmemesi durumunda yabancı ülke vatandaşları rafinerisi olan diğer ülke borsalarını tercih edebilirler.

Altın rafinerisi ülkemize ithal edilen külçe altınlar için daha az döviz ödemesine de imkan sağlayacaktır.

İstanbul Altın Borsası spot altın piyasasında 1997 yılından itibaren toplam 54 aracı kuruluşun faaliyeti bulunmaktadır. Bunların 25'ini bankalar, 18'ini yetkili müesseseler (döviz büfeleri) ve 11'ini de kıymetli maden aracı kuruluşları oluşturmaktadır.

Altın piyasasında işlemler serbest piyasa şartları altında üye temsilcileri tarafından borsa eksperlerine verilen emirlerin bilgisayar sistemine "otomatik eşleşme" yöntemiyle en iyi alım ve en iyi satım emirlerinin karşılaşması suretiyle gerçekleştirilmektedir. İşlemler fiyat ve zaman önceliği kuralına uygun olarak çok fiyat yöntemiyle yürütülmektedir. Dolayısıyla öncelikle yüksek fiyatlı alış emirleri ve düşük fiyatlı satış emirleri işlem görmekte aynı fiyatlı emirlerde ise ilk olarak sisteme önce giren emirler işlem görmektedir.

Bilgisayara giren alım ve satım emirleri bilgi dağıtım sistemleri vasıtasıyla aynı anda üyelere ve uluslararası piyasalara ulaştırılır.

Piyasada gerçekleşen işlemler sonucu teşekkül eden fiyatlar işlem miktarları Borsa Bülteni'nde ilan edilmektedir.

İstanbul Altın Borsası'nda işlemler sonucu, malın takas işlemleri bir gün sonra yapılır.

Kapalıçarşı'da faaliyet gösteren yetkili müesseseler (döviz büfeleri), İstanbul Altın Borsası'ndan alınan altınlar, Kapalıçarşı Altın Borsası'nda pazarlanmaktadır. Bu sayede yasal olmayan yollarla gelen altınların pazarlanmasında yaşanan sıkıntılar sona ermiş oldu.

1984 yılından sonra altın ithalatının serbest bırakılmasıyla kuyumculuk ve mücevherat sektöründe büyük gelişmeler oldu. Altın işlemeciliğinde el işçiliğinden makina işçiliğine doğru geçiş yapıldı. Böylece irili ufaklı kuyumcu fabrikaları açıldı. Turizm bölgelerindeki yüzlerce kuyumcu mağazalarında altın takılar pazarlanarak döviz girişi sağlanıyor. Ayrıca, bu fabrikalarda üretilen takılar dünya pazarlarında ihraç ediliyor.

Bu gelişmeler İstanbul Altın Borsası'nda ve dolayısıyla Kapalıçarşı Altın Borsası'nda işlem hacminin artmasına neden oldu.

Kapalıçarşı Altın Borsası kendi bünyesinde artık İstanbul Altın Borsası'nın gölgesinde bir uydu borsa niteliğinde çalışıyor.

Yapılacak düzenlemelerle şahıslara da İstanbul Altın Borsası'nda işlem yapabilme imkanı sağlanırsa o takdirde Kapalıçarşı Altın Borsası'nın varlığını sürdürmesi güçleşecektir. Dolayısıyla altın sokak ortasındaki bir borsada oluşacak fiyatla satılmaktan kurtulacaktır. Çağdaş ortamlarda ve kayıt altında işlem görecektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ekonominin Alaylıları

Altın, uzun yıllar dünya siyaseti ve ekonomisiyle iç içe oldu. Bu nedenle altın ve döviz ticareti ile uğraşanların dünyadaki ve ülkelerindeki siyaset ve ekonomi ile yakından ilgilenmeleri gerekir.

Altın, uzun yıllar insanların sosyal güvencesi oldu. Dünyada yaşanan savaşlarda insanlar ellerindeki altınlar sayesinde kendilerini savaşın yoksulluğundan koruyabildiler.

Son yıllardaki Türkiye'nin komşu ülkelerinde yaşanan savaşlarda ve ülke iktidarlarının radikal değişimlerinde ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanlar, sahip oldukları altınları gittikleri ülkelerde paraya çevirerek hayatlarını sürdürdüler.

İran devrimi ve Bulgaristan'daki Türklere yönelik asimilasyondan kaçarak ülkemize gelen insanlar, Rusya'nın dağılması sırasında ve son olarak Yugoslavya savaşında ülkelerini terk etmek zorunda kalan insanlar da yanlarında götürebildikleri altınlardan aynı şekilde yararlandılar.

Bu açıdan bakıldığında altın fiyatları dünyadaki siyasi ve ekonomik gelişmelerden, ayrıca tabii afetlerden etkilenir. Dolayısıyla altın ve döviz ticaretiyle ilgilenen insanlar için de bu tür haberlerin çok önemi vardır. Altın ayrıca ülkedeki ekonomik ve siyasi gelişmelerden de birebir etkilenir.

Kapalıçarşı esnafının bir kısmı bu nedenle siyasi ve ekonomik gelişmeleri çok yakından takip ederler. Gazete ve dergilerde çıkan köşe yazıları, yorumlar en ince ayrıntılarına kadar değerlendirilir. Ekonominin aylık verileri onların ilgi alanı içindedir. Bir ekonomist kadar ekonomi bilgisine ulaşmaya, bir siyasetçi kadar siyaseti çözmeye çalışırlar.

Altın ve döviz işlemlerinin yapıldığı Ayaklı Borsa'da fiyatların gelişimine göre bir sonraki gün, bir sonraki hafta veya ay oluşabilecek olaylar tartışılır.

Kıbrıs, Ortadoğu, Balkanlar'daki gelişmeler yakından izlenir. Gelişmiş ülkeler Merkez Bankası başkanlarının konuşmaları, petrol fiyatları, son günlerde ülkemizde yaşanan ekonomik kriz "Bizim Wall Street"in konularını oluşturmaktadır. Geçmişe yönelik mukayeselerle geleceği tahmin etmeye çalışırlar. Haber burada çok önemlidir.

Yatırım araçları enstrümanlarının az olduğu ve altının yasal olmayan yollarla Türkiye'ye geldiği dönemlerde, halkın tasarruf aracı olarak altını tercih etttiği yıllarda altınla ilgili spekülasyonlar ve yüksek tirajlı gazetelerin haberleri Ayaklı Borsa için çok önemli olurdu.

Kapalıçarşı'nın ileri gelen kuyumcu ve sarrafları 1970'li yıllarda bir araya gelerek; sektör olarak ülke ekonomisine nasıl katkıda bulunulabilir diye düşündüler. Altının ithal ve ihracının yasak olması onları başka sektörlere girmeye zorunlu kıldı.

Kuyumcu ve sarraflık faaliyetlerini de sürdürerek, topladıkları küçük paralarla 1972 yılında elektrolitik bakır tel üreten bir fabrika kurmaya karar verdiler. 100 ortaklı ve 500 bin lira sermayeli SARKUYSAN (sarraf ve kuyumculardan oluştuğu için) adı altında bir şirket kuruldu. 1975 yılında fabrika elektrolitik bakır üretimi yapmak için faaliyete başladı. Şirket başarılı yönetimiyle ülke ekonomisine büyük katkılarda bulundu ve bulunmaya devam ediyor. Ürün çeşidini artıran ve daha sonra kurdukları türev şirketleriyle büyüyen SARKUYSAN şirketi, sektörünün tek söz sahibi ve temsilcisidir. Bu haliyle SARKUYSAN Kapalıçarşı'daki kuyumcu ve sarraf esnafının gurur kaynağıdır.

Yüzde 87'si halka açık olan SARKUYSAN AŞ, İMKB'ye kote edilen hisse senetleri yatırımcısına da iyi getiri sağladı.

1984 yılından sonra altın ithalat ve ihracatının serbest bırakılmasıyla, "ekonominin alaylıları" diyebileceğim Kapalıçarşı'nın bazı kuyumcu, sarraf ve döviz büfesi sahiplerinden birkaçı bir araya gelerek bu kez kendi sektörlerinde altın işleme fabrikaları kurdular. Ağırlıklı olarak ihracata yönelik üretim yapan bu fabrikalar, ülke ekonomisine katma değer kazandırmaktadır. Bazıları şirketlerinin hisse senetlerini halka açarak, ABD'de Nasdaq Borsası'na kote olmaya çalışmaktadırlar. Kendileri halka tasarruf aracı pazarlayan kişiler olmalarına rağmen, altına yapılan yatırımları sanayiye kazandırarak yeni iş imkanlarının oluşturulmasına yardımcı olmaktadırlar.

Ayaklı Borsa'nın patronları eskiden olduğu gibi gazino ve müzikhollerde ön masalara oturup sanatçılara çiçek atan değil, müteşebbis yatırımcı, ülke gerçekleriyle (ekonomisiyle, siyasetiyle, istihdamıyla) ilgilenen ekonominin alaylıları konumundadırlar.

Kapalıçarşı'daki kuyumcu, sarraf dükkanlarında ve döviz büfelerinde ekonomi kanalları izlenen Tv ekranlarını iç ve dış para ve kıymetli madenler borsalarının internet üzerinden izlendiği bilgisayarları görebilirsiniz.

Kasım 2000 ve Şubat 2001'de ekonomide yaşanan krizlerde "Bizim Wall Street" yerli ve yabancı Tv kanallarının hücumuna uğradı. Ekonomik krizin yorumlarını bir de ekonominin alaylılarından duymak istediler. Zaman zaman bu tür sahneleri hâlâ da görmek mümkündür.

Sayıları az da olsa altın ve döviz fiyatlarını daha teknik yorumlayanlara da rastlayabilirsiniz. Onlar gelişen teknolojinin imkanlarından yararlanarak, bilgisayarlarına teknik analiz programları koydurarak, altın ve dövizin fiyat grafiklerini inceleyerek, altın ve dövizde yapacakları işlemleri daha bilimsel ve bilinçli yapmaktadırlar.

Uluslararası borsaları takip ederek bu borsaların vadeli işlem piyasalarından altın veya yabancı para cinsinden alım satım işlemleri yapanlara da rastlanır; ancak her nasılsa o piyasalardan para kazananları görmek pek mümkün olmaz. Tersine çok zarar ettiği için işini kaybedenler bile olur.

"Bizim Wall Street" ekonominin açık esnaf üniversitesidir. Bu üniversitenin diplomasında güvenilirlik ve tecrübe yazar.

 

 

Dünya İkinciliği

 

Türkiye, kuyumculuk sektöründe fabrika ve büyük atölyelerin kurulmasıyla, yılda 100 ila 200 ton arasında değişen miktarlarda altın ithalatı gerçekleştiriyor. Türkiye bu potansiyeliyle dünyada en çok altın ithal eden ülkeler arasında ön sıralarda yer alıyor. Bu da dünya altın sektöründe Türkiye'nin sahip olduğu rolün önemini ortaya koyuyor. Altın, halkımızın gözünde her zaman özel bir yere sahiptir. Bunun yanında Türkiye, kuyumculuk sektörünün son yıllarda ihracatta yaptığı patlama ile dünya sıralamasında ikinci konuma geldi. İtalya, bu konuda dünyada ilk sırayı almaktadır.

Yıllara göre Türkiye'nin altın ithalatı incelendiğinde ekonomik krizin yaşandığı 1994 yılı dışında rakamların 100 tonun üzerinde kaldığını, bazı yıllarda 200 tona yaklaştığını görürüz. İstanbul Altın Borsası'ndan yapılan açıklamaya göre; 2001 yılında altın ithalatının 200 ton seviyesinde olması bekleniyor. Bu sene turizm sezonunun oldukça hareketli geçmesi ümit ediliyor. Kuyumculuk sektörü ihracatı artırma konusunda, büyük gayret içindedir. Bu gelişmeler altın ithalatının artmasının nedenlerini oluşturuyor.

Türkiye altın ihtiyacının bir bölümü (yaklaşık yüzde 30) hurda altın arzı olarak nitelendirebileceğimiz, halkın elindeki altınların bozdurulmasından karşılanır.

1994 yılında yaşanan ekonomik krizde halkın hurda altın satışında büyük artış oldu ve kuyumcular tarafından toplanan altınlar TC Merkez Bankası'na satıldı. 2000 yılı dördüncü çeyreği ve 2001 yılı ilk yarısında ekonomide yaşanan kriz nedeniyle halkın, elindeki altınları sattığı görüldü.

Altın ithalatının aylar itibariyle incelenmesi durumunda ülkeye turist girişinin arttığı yaz aylarında takı ve mücevher talebindeki artışa bağlı olarak altın ithalatının arttığı görülür.

Ülkemizde henüz bir altın rafinerisi bulunmuyor. Altın arıtımı çoğunlukla kuyumculuk sektörünün ihtiyaçlarına yönelik olarak gelişti. Halktan toplanan altınlar uluslararası onaya sahip olmayan "ramat atölyeleri" olarak adlandırılan iş yerlerinde istenen ayara getirilerek tekrar kuyumculuk sektörüne geri dönüştürüldü.

Türkiye'nin altın kullanımı ağırlıklı olarak; bilezik, yüzük, küpe, kolye, zincir şeklindeki kuyumculuk ve mücevherat sektöründe olmaktadır. 1996 yılında Dünya Altın Konseyi tarafından Piar Gallup firmasına yaptırılan araştırmada halkın;

Yüzde 62'sinin altını sadece mücevheratta kullanılan bir metal.

Yüzde 38'inin altını genel anlamda bir yatırım aracı olarak görmekte olduğu belirlendi.

Yine aynı araştırmada hane halkı tasarruflarının;

Yüzde 27'si banka mevduatı,

Yüzde 20'si gayrimenkul,

Yüzde 17'si altın takı,

Yüzde 14'ü döviz,

Yüzde 8'i cumhuriyet altını,

Yüzde 7'si hisse senetleri,

Yüzde 7'si külçe altın,

olarak değerlendirmekte olduğu tespit edildi.

Diğer taraftan Türkiye'de imal edilen altın mücevheratın oldukça büyük bir kısmı Türkiye'ye gelen turistler tarafından satın alınmaktadır. Türkiye'deki ucuz ve kaliteli işçilik turistlerin tercihindeki nedeni oluşturmaktadır. Çoğunlukla yaz aylarında Akdeniz ve Ege bölgesinde bulunan turistik bölgelerimizden mücevher alan turistler vardır. İstanbul'u ziyaret eden turistlerin ilk uğrak yerlerinden biri olan Kapalıçarşı'da bulunan irili ufaklı kuyumcu dükkanlarını da tercih etmektedirler. Kuyumculuk sektörünün Türkiye ekonomisine katkıları her geçen gün artmaktadır. İthalat yoluyla yurtdışına ödenen dövizin daha fazlası turistlere satılan mücevherat ve yurtdışına yapılan ihracatla tekrar yurda kazandırılmaktadır.

Türkiye, külçe altın ihtiyacını yasal olmayan yollardan temin ettiği yıllarda bu işin kaçakçılığını yapan kişilerden, komisyonculuğunu yapan kişilere kadar milyonlarca dolar para ödüyordu. Altın ticaretiyle uğraşan kişiler faturalı olarak altın temin edemiyordu. Ayrıca piyasalarda zaman zaman altın sıkışıklığı da yaşanabiliyordu.

Bir kilo külçe altının 400500 dolar kârla alınıp satıldığı 1989 öncesi dönemden, 1 kilo altının faturalı olarak 22 dolara satıldığı 1989 sonrası döneme geçilince sektörün oldukça rahatladığı görüldü. TC Merkez Bankası 1989 yılında altın satışlarına başlarken hiç kimse bu işin gerçekleşeceğine inanmamıştı.

O günlerde külçe altın bulamamaktan yakınan altın sektörü günümüzde sermaye yetersizliğinden şikayet etmeye başladı. Ancak geçen 3 yıl içerisinde mücevherat sektörü dışa açılmaya başladı ve işlenmiş altın ihracatı katlanarak arttı.

1989 yılına kadar sadece altın ithalatı yapan Türkiye, altın ihracatçısı ülkeler grubuna girdi. Yıllık altın ithalatı 100200 ton olurken, yıllık altın ihracatı da 56 ton düzeyinden 4550 tonlara yükseldi.

Katma değeri oldukça yüksek olan altın ihracat sektörüne yeni kaynaklar aktarıldığı takdirde, Türkiye'nin altın ihracatı kısa zamanda daha da artabilecektir.

Eğer dünyadaki yıllık fiziki altının 2200 ton olduğu düşünülürse, Türkiye'nin yüzde 10'un üzerindeki piyasa payıyla, dünya altın ticaretinde önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz.

Türkiye'de altın talebini etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Altın talebinde görülen değişiklikleri sadece Türkiye'de meydana gelen ekonomik ve siyasal değişikliklere bağlamamak gerekir. Yurtiçi etkenlerin yanı sıra, yurtdışı faktörler de, altın talebi üzerinde etkili olmaktadır. Sünnet düğünleri, nişanlar, nikahlar, bayramlar, olağanüstü hal, savaş, sıkı yönetim, işgal ve sınır ötesi harekat durumları, hükümet bunalımları, hükümete duyulan güvensizlik, ülkenin geleceği hakkındaki endişeler, hükümetin gerekli güven oyunu sağlayamaması, yönetimdeki çok başlılıklar, Meclis'in feshi veya milletvekillerinin kısmen veya tamamen istifası, ülke yönetiminde kilit konumunda bulunan bakan veya milletvekillerinin kısmen veya tamamen istifası, aşırı derecede artan hükümet ve muhalefet çekişmeleri, genel seçimler, ara seçimler, seçim sonrası belirsizlikler, muhtemel hükümet değişiklikleri, çeşitli sosyal karışıklıklar ve terör eylemleri, hükümetin aldığı ekonomik nitelikli kararlar, döviz kurlarında, para politikalarında ve faiz hadlerinde meydana gelen değişiklikler, temel tarım ürünlerine belirlenen destekleme alım fiyatları, altın dışı alternatif yatırım araçlarının çeşitliliği ve bunların getirisi, yurtiçinde ve yurtdışında çalışan Türk işçilerinin alım gücünde meydana gelen değişiklikler, yabancı ülke paralarına yurtdışında verilen faiz ve yurtdışı altın fiyatları, altın talebini dolaylı ve dolaysız olarak etkileyen faktörlerin başında gelmektedir.

Kuyumculuk ve mücevherat sektörünün dünya pazarlarında söz sahibi olacak kadar gelişmesinde; bu sektörde çalışan ocakçısının, ramatçısının, cilacı ustasının, kalemkârının, dökümcüsünün, sadekârının ve mıhlayıcısının ayrı ayrı katkıları oldu.

Takı ve mücevheratta yöresel modeller de vardır. Örneğin; Trabzon, bilezik, kolye ve küpe imalatında Trabzon yöresindeki kadınlar çalışmaktadır. Çok ince tel haline getirilen 22 ayar altını, çok özenle örerek hünerlerini gösterirler.

Ayrıca 22 ayar "Adana burması" bileziğini bilmeyeniniz yoktur. Mardin ve Diyarbakır'da "telkarî" dediğimiz modeller yine ince tel halinde çekildikten sonra dantel gibi örülür. Yine Mersin, İskenderun yöresinde imal edilen içi boş tellerden yapılmış zincir kolye ve bilezik modelleri de o yöre insanı tarafından tercih edilir.

Bunların dışında mücevher yapımında model takibi ve yeni tasarımlar ön plana çıktı. Tasarım konusunda henüz fazla mesafe kaydedilemese de, bu konu her fırsatta destekleniyor. Ayrıca malın, iç ve dış pazarlarda pazarlanması açısından katalog ve broşür çalışmalarına geçildi.

Kuyumcu fabrikalarında veya atölyelerde üretilen malların yurtiçinde pazarlanması Kapalıçarşı ve çevresindeki hanlarda toptan kuyumcu mağazalarından yapıldığı gibi, Anadolu ve Trakya'daki şehirlere "Çantacı" diye adlandırdığımız kişilerce perakende kuyumcu mağazalarına ulaştırılarak tüketiciye pazarlanır.

Yine fabrikalarda seri üretimle üretilen altın takılar, darphaneye gönderilerek ayar kontrolü yaptırıldıktan sonra patenti de vurularak yurtdışına ihraç edilir.

Son yıllarda ürettiklerini ihraç eden irili ufaklı birçok firma bulunmaktadır.

Günümüzde takılara ayar güvencesi açısından, (TSE) patenti de verilmektedir.

1985'ten beri art arda kurulan kuyumcu fabrikalarında eleman ihtiyacı daha önce küçük atölye sahibi ve çalışanlarından karşılanıyordu. Bu nedenle her bir kuyumcu fabrikasının kurulması sırasında yaklaşık 40'a yakın atölye kapandı. Sektörün eleman ihtiyacı bundan sonra İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı kuyumculuk okulunda okuyan kişilerden karşılanacaktır. Ayrıca bu fabrikalarda İtalya'dan gelen makinalar kullanılmaktadır.

Kuyumculuk sektörü illegal olan durumundan kurtulup, legal hale geldikten sonra, ülke ekonomisine önemli katkılarda bulundu.

1516 sene gibi kısa sürede gelişen kuyumculuk sektörü ihracattaki pazar payını artırmaya devam edecektir. Bu konuda en büyük rakibi ise İtalya'dır.

Kuyumculuk sektörü kendi içinde yeterli örgütlenmeyi sağlayamadı. Sektör, karşılaştığı her türlü sorununu çözmek için hükümete de sesini duyuramadı.

Dünya Altın Konseyi diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de altın tüketimini artırmak için sektördeki büyük firmalara reklam desteği vermektedir. Ancak o da sınırlı kalmaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Altın Bankacılığı

Altın Bankacılığı 22 Temmuz 1996 tarihli yasal düzenlemelerle birlikte başladı. Geçen dönem içinde gerek altın depo (mevduat), gerekse altın kredisi hesapları önemli gelişmeler kaydetti.

Bu gelişme halkın altın bankacılığına gösterdiği ilginin giderek artmakta olduğunu ve çeşitli yollarla halka duyurulduğu oranda başarısının daha da artacağını göstermektedir.

Diğer taraftan Türkiye'de  altın işleme atölyeleri ve fabrikalarında işlenen altının 150200 tonluk kısmı yurtdışından ithal ediliyor. Altın depo hesaplarının yaygınlaşması halinde ithal edilen altının yurt içinden temini mümkün hale gelecektir. Bu husus dahi, altın bankacılığının ülkemiz açısından önemini ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin altın mevcudunun yaklaşık yarısı tasarruf amaçlı olarak yastık altında, bankalardaki kiralık kasalarda ve tasarruf sahiplerinin evinde veya işyerinde kasalarda muhafaza edilmekte ve bu da 3035 milyar dolarlık bir kaynağın atıl fon olarak kaldığı anlamına gelmektedir. Özellikle son yaşanan ekonomik krizde de görüldüğü gibi kaynak oluşturma, ekonominin başlıca sorunlarından biridir. Bu atıl kaynağın harekete geçirilebilmesi ve bundan yararlanılabilmesi için ekonomik ve sosyal konularda kalıcı tedbirler almak gerekmektedir.

Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi halkın sosyal güvencesi artırılmalıdır. Örneğin senede en az bir kez devletin hastahanelerinde ücretsiz sağlık kontrolünden yararlanılmalıdır. Ucuz krediye uzun vadeli borçlanıdırılarak, ev sahibi olma kolaylığı getirilmelidir.

Yine ülkenin ekonomik istikrarının sağlanması için ihtiyaç duyulan yasalar çıkartılarak mevcutlarıyla birlikte işlerlik kazandırılmalıdır. Finans kesimini rehabilite edecek ve güçlendirecek önlemler acilen alınmalıdır. Siyasi istikrarın sağlanması en önemli konudur.

Bankaların mevduat güvencesi kaldırılmalı, mali yapısı güçlü bankalar oluşturulmalıdır.

Eğitime önem verilmeli, eğitimli insan gücünden ülkenin kalkınmasında yararlanılmalıdır.

Toplumun gelecek endişesi ortadan kaldırılmalıdır.

Eğer bu şartlar yerine getirilir ise, o taktirde insanlar kendi gelecekleri için, ne yabancı para cinsinden ne de altın cinsinden tasarruf etme ihtiyacı duymayacaklardır. Mevcut birikimlerini de, ekonomiye kaynak için yönlendireceklerdir. Yine de tasarruf etmek istiyor ise, kişinin bankaya yatırdığı miktar kadar o günün altın fiyatıyla tanzim edilmiş 'Altın sertifikası' verilebilir. Böylece altına dayalı tasarruflar olsa bile, bankaya yatırılan bu tasarruflar ekonomiye kanalize edilebilecektir.

Halkımızın altına olan düşkünlüğü hepimiz tarafından bilinmektedir. Bu nedenle zaman zaman bankalar, halka tasarruf amaçlı altın satmayı denediler, ancak başarılı olamadılar.

Bu konuda ilk deneme 1946 yıllarında Ziraat Bankası'nın şubelerinden belirli oranlarda altın satmasıyla yapıldı. 1984'ten sonra Vakıflar Bankası ve yine Ziraat Bankası, İsviçre bankalarından 5, 10, 20, 50, 100 gramlık 24 ayar altın bastırarak, sertifikalı olarak kendi şubelerinden sattılar. Günlük altın alış ve satış fiyat üzerinden yapılan satışlarda kâr marjı yüksek tutulduğundan iki sene gibi bir zaman sonra, başarısız olduğu düşünülerek bu satışlardan vazgeçildi. Ancak bu altınları hâlâ sarraf vitrinlerinde görmek mümkündür. Halkın tasarruflarını değerlendirmek için altın sertifikası veya altın depo hesabı uygulama düşüncesi var iken, fiziksel altın ticaretine dönmeleri amaca ters düşmektedir.

Günümüzde gelişmiş ülkeler (İngiltere, Hollanda, İsviçre..gibi) hazinelerinde duran altınları satarak hazinelerini güçlendirmeye ve ekonomilerine kaynak sağlama uygulamasına başladılar. Bu satışların altın fiyatları üzerinde olumsuzluk yaratmaması için geçen yıl Washington'da Avrupa Birliği içindeki 12 ülke ile yapılan  anlaşmada; ülkelerin hazinelerindeki altınları 5 sene süreyle ve senede 400 tonu aşmamak kaydıyla satış yapabilecekleri kararı alındı. Halen İngiltere MB periyodik olarak iki ayda bir, 25 tonluk altını, ihale yöntemiyle satıyor. Ayrıca Hollanda ve İsviçre MB'lerinin de zaman zaman altın sattıkları görülüyor. Bu nedenle iki yıldır dünya altın fiyatlarında düşüş ve yatay seyir sürüyor.

Hazine ve halkın elindeki altınların çalıştırılabilme başarısı gösterildiğinde, Türkiye her yönüyle kalkınmış ülkeler ligindeki yerini alacaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ayaklı Borsaİstinye Hattı

 

Türkiye'nin Cumhuriyet dönemindeki ekonomisini üç bölümde tahlil etmek gerekir.

1) Cumhuriyetin kuruluşu ve tek partili dönemde ekonomi.

2) Çok partili dönemde (19501980) kapalı ekonomi.

3) 1980'den günümüze kadar olan liberal ekonomi.

1) Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki ekonomi modelinde; devlet öncülüğünde yapılan yatırımlar ve devlet işletmeciliği ön planda görünüyor. Bu dönemde yatırımlarda devlet, özel sektöre öncülük ediyor.

2) Çok partili dönemde (19501980) kapalı ekonomi dönemi başladı. Bu dönemde devlet ve özel sektör birlikte hareket etti. Amerikan yardımı ile birlikte 19501957 döneminde yatırımlar arttı. Devlet ve özel sektör yatırımlarında gözle görülür bir artış oldu. Ayrıca istihdam ve üretim de arttı.

Daha sonra askeri yönetimle demokrasiye ara verildi. 1963 yılından sonra tekrar yapılan seçimlerle çok partili dönem başladı.

Kaynak yetersizliği ve kapalı ekonomi dönemi olduğundan, sınırlı bir kalkınma gerçekleşti. Yurtdışında çalışmaya gönderilen işçilerin tasarrufları ekonomiye katkı sağladı. Siyasetteki çekişmeler ve anarşi döneminde ülkede ekonominin üzerindeki enflasyonist baskı artarken, siyasetteki istikrarsızlık ve üçlü, dörtlü koalisyon dönemleri de ekonomiyi olumsuz etkiledi. Ancak özel sektör yatırımlarında bir kıpırdanma başladı. Bankacılık sektörü henüz dar alanda hareketini sürdürdü. İşçi dövizlerinde artış görüldü. Bu dönemde Merkez Bankası'nın elinde döviz fazlası oluştu. 1974'teki Kıbrıs Harekatı'ndan sonra, ABD'den Türkiye'ye uygulanan yaptırımlar ülke ekonomisini olumsuz etkiledi. Siyasetteki kısır çekişmeler sonucu 1980'de mevcut siyasi partiler kapatılarak ülke idaresi ordunun eline geçti. 19801983 askeri yönetiminde ülkenin ekonomik ve siyasal yapısına yeniden yön verildi.

3) 1980'den günümüze kadar olan dönemde ekonominin seyrini, ana hatlarıyla ele alırsak çok hızlı bir değişim sürecinde olduğumuzu göreceğiz.

Bundan önceki dönemlerde uluslararası para fonuyla (IMF) zaman zaman anlaşmalar yapıldı ve dış kredilerle ekonomiye kaynak sağlanmaya çalışıldı. O dönemdeki yabancı işçi dövizlerine de organizeli yön verilemediğinden, ülke ekonomisinin gelişmesinde yeterince faydalanılamadı.

O yıllar içindeki istikrarsızlık dönemlerinde sermayeden yeterince faydalanamama ve kayıt dışı ekonomi arttı.

24 Ocak 1980 ekonomik kararları, Türkiye'nin liberal ekonomiye geçişinin başlangıcı oldu. 19801983 yılları arasındaki askeri hükümet dönemi; ekonomide ve siyasette yeniden yapılanma dönemi olarak geçti. O dönemde rahmetli Turgut Özal Hazine müsteşarı olarak ekonominin başına getirildi.

1983 yılında yapılan seçimlerde, rahmetli Turgut Özal'ın partisi halkın büyük çoğunluğunun desteğiyle işbaşına geldi. Ülkede yeni bir değişim başladı, ekonomik ve sosyal konularda ihtiyaç duyulan yasalar TBMM'den kısa zamanda çıkartılarak yürürlüğe konuldu. Ancak bu yasalar çıkartılırken o konuyla ilgili uzman ve konunun deneyimli kişilerin bilgilerine başvuruldu. Gerektiğinde yasaların işlemeyen yerleri değiştirildi.

Halk o dönemde Hazine iç borçlanma senetleriyle tanıştı. Bu borçlanma gelirleriyle; köprü, yol, baraj gibi ülkenin alt yapısına önem verildi. Yurtdışındaki tasarrufların yurda getirilmesi teşvik edildi. Ayrıca yabancı sermayenin de ülkeye gelmesine imkân sağlayan tedbirler alındı. Halkın, kazançlarından vergi vermesi için özendirici tedbirler alınarak devletin vergi gelirleri artırıldı. Enflasyon rakamlarında gözle görülür gerilemeler sağlandı.

İhracat ve ithalata önem verildi. Rekabetçi piyasa şartları oluşturuldu. Rahmetli Turgut Özal başbakanlığı döneminde; sanayici ve iş adamlarıyla sürekli temas halinde olup, sektörlerinin sorunlarını dinleyerek çözülmesi yolunda gayret gösterdi. İhracatın ve ithalatın artırılması yönünde Başbakan Turgut Özal yurtdışı gezilerinde 250300'e yakın iş adamını beraberinde götürerek, onların o ülkelere ihracat ve ithalat bağlantısı yapmalarına yardımcı oldu. Komşu ülkelerle ticaretin artırılmasına özen gösterdi.

Türk inşaatı müteahhitleri, o dönemde dış ülkelere müteahhitlik hizmeti vererek ülkeye döviz kazandırdı. Turizmde yatak kapasitesini özendirici yatırımlar yapılmasını teşvik ederek, bacasız fabrika olarak tarif edilen turizm sektöründen ülkeye döviz girmesi sağlandı.

Mükelleflerin servet beyanlarını kaldırıcı yasalar çıkartılırken, kişinin beyan usulüne önem verilerek devletteki bürokrasi azaltılmaya çalışıldı.

İnşaat sektörünün canlanması ve konut ihtiyacının azaltılması için, inşaat sektörüne de yatırımlar yapılarak, buna bağlı sektörlerin canlanması sağlandı.

Sermaye piyasası kanunu ve Türk Parasını Kıymetini Koruma hakkındaki kanuna ilişkin 32 sayılı karar kapsamında yapılan değişikliklerle, para piyasalarının ve finans kesiminin önü açıldı.

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)' nin kurulması ile mali, sanayi hizmet ve ticaret sektörüne ucuz kredi temin etmek için imkân sağlandı.

1980 yılındaki siyasi yasaklıların; yapılan referandum sonucu, siyaset yapma yasağı kaldırılmış ve yeni parti kurmaları sağlandı. Bundan sonra yapılan genel seçimleri de Turgut Özal'ın partisi kazandı. 1987'de yedi senelik görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Sayın Kenan Evren'in, emekliye ayrılmasından sonra, TBMM yeni cumhurbaşkanlığı görevine Meclis Genel Kurulu'nda yapılan seçimde milletvekillerinin çoğunluk oylarını alan Turgut Özal 8'inci Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Turgut Özal'ın başbakanlık döneminde sadece iş dünyasının değil, Türkiye'nin önü açılmış ve ülkenin ufku değişti.

O dönemdeki makro ekonomik  göstergeler  arasından birkaç örnek vermek gerekirse; turizm sektörünün geliştirilmesi ve banka kredi kartlarının Türkiye'de kullanıma girmesiyle turizm gelirleri yaklaşık 5 kat artmıştır. Ayrıca o dönemde yıllık ortalama ihracat yüzde 34,5 oranında arttı.

Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminden sonra gelen, aynı partili siyasetçiler onun çizgisini sürdüremedi ve popülist politikalar uygulanmaya başlandı.

19902000 yılları arasında 1,52 yıllık koalisyon hükümetleri, görevleri sırasında, ülke ekonomisini içinden çıkılmaz iç ve dış borç yüküyle idare etmeye çalıştılar.

Siyasi kaygılar yüzünden dokunulmazlık zırhına sığınarak, yakın çevrelerindeki seçmenlerine devlet bankalarından usulsüz krediler verdirterek, kamu bankalarının geri dönmeyen kredilerinin artmasına neden oldular.

1990 yılından başlayan dış borçlanma yanında, 1994 ekonomik krizinden sonra da iç borçlanmaya ağırlık verilerek, dış borçlar ödenmeye çalışıldı. Bu dönemlerdeki enflasyon rakamları, 1980 öncesi rakamlara ulaşırken, ülkede gelir dağılımı bozuldu.

Güneydoğu'da 10 yılı aşkın süren ve ülkenin güvenliğini tehdit eden bölücü terörle mücadele için bu dönemde hazineden yaklaşık 100 milyar dolar seviyesinde harcama yapıldı.

Bu dönemde kurulan bankalar "devlete borç para satan kuruluşlar" görünümü sergilediler. Böylece sanayiye kaynak aktaran banka sayısı azaldı.

            19971999 yılları arasındaki 55'inci Türkiye Cumhuriyeti hükümeti döneminde, finans kesimini çok yakından ilgilendiren yasaların içinde en önemlisi, Sayın Zekeriya Temizel'in Maliye Bakanlığı sırasında yürürlüğe giren "Nereden buldun?" yasası oldu. Bu yasa ile hazineye 4 milyar dolar girdi sağlanması tahmin edilirken 8 milyar dolar seviyesindeki bir para yurtdışına çıktı. Bu nedenle yasanın uygulanması, ileri bir tarihe ertelendi.

Bu olumsuz gelişme bazı özel bankaların finansman açığına neden oldu ve mevduatı devlet güvencesinde olan üç banka hazinece kurulan tasarruf mevduatın sigorta fonuna (TMSF) devredildi. Aralık 1998 genel seçimlerinden sonra şu anda iş başında olan üçlü koalisyon hükümeti kuruldu.

Bu hükümet ekonomiyi düzeltmek ve 25 yıllık kronik enflasyonu düşürmek amacıyla, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile, daha önceki hükümetlerin yaptığı ancak sürdüremediği 16 standby anlaşmasından sonra 3,5 yıllık uygulama sürecini içeren 17'nci standby anlaşması imzalandı.

Bu anlaşma, 11 Aralık 1999'da imzalandı, ancak 2001 yılında uygulamaya başlandı. Bu programın uygulanmasıyla:

25 yıldır süregelen kronik enflasyon 3,5 yılda tek haneli rakamlara indirilecektir.

Faizler serbest bırakılacaktır.

Dövizde kur çıpası uygulanacaktır.

İç borçlanmayı azaltıp, dış borçlanmaya gidilecektir

Bunun sonucu IMF heyeti üç aylık periyotlarla, programı denetleyecek ve 4 milyar dolarlık kredi dilimi kademeli olarak açılacaktır.

Hükümet bu anlaşmayla Türkiye'yi denizin içinden geçen ve iki kıyıyı birbirine bağlayan bir tünel içine soktu. 3,5 yıl sürecek bu tünel yolculuğu sonunda ülke ekonomisi tek haneli enflasyona ve daha istikrarlı bir ülke olarak karşı kıyıya ulaştıracaktı.

Başlangıçta hükümet programa uymaya özen gösterdi. Programa göre; Merkez Bankası ( 1 dolar+0.77 Euro'dan oluşan) kur sepetinde 3'er aylık periyotlarla artırma uygulamasına başladı. Buna göre (1 dolar+0.77 Euro'dan oluşan) kur sepetinde:

Yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,1 oranında

Yılın ikinci çeyreğinde yüzde 1,7 oranında

Yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 1,3 oranında

Yılın dördüncü çeyreğinde yüzde 1 oranında artırılması programlandı.

2001 yılının ilk yarısında yüzde 0,85 artış

Yılın ikinci yarısında dalgalı kur uygulamasına geçiş öngörüldü.

2000 yılında TEFE yüzde 20, TÜFE yüzde 25 olarak hedeflendi.

Program uygulanmaya başladıktan sonra, faizler kısa sürede yüzde 130'lar seviyesinden yüzde 35 seviyesine geriledi. Hisse senetleri fiyatları aşırı yükselmiş, İMKB 100 endeksi 20700 seviyesini test ederek dolar bazında 3,8 cente ulaştı.

Özelleştirmeye hız verilirken, Petrol Ofisi, TÜPRAŞ gibi kuruluşların kamu paylarının bir kısmı özelleştirildi. GSM kullanım hakkının 25 yıllık devri yapıldı. Yılın ilk yarısında yapılan bu özelleştirmelerin gelirleri, planlanan yıl sonu hedefinin yüzde 60'ına ulaştı.

Bu özelleştirmelerden 5 milyar dolar seviyesinde gelir elde edildi.

Bu arada yılın ilk aylarından itibaren önce yüksek çıkan aylık enflasyon oranları kademeli olarak düşüşe geçti ancak hedefin tutturulamayacağı anlaşıldı.

Hükümet yılın ilk yarısında yapılan özelleştirmelerden sonra rehavete girdi ve meclis gerekli yasaları çıkarmak yerine üç ay tatil yaptı.

Bu durum; dış yatırımcıların gözünde hükümetin kredibilitesinin düşmesine neden oldu.

IMF ile yapılan bu 17'inci istikrar programını hükümetin ekonomiden sorumlu bakanlar yerine, bürokratlar seviyesinde halka anlatmayı tercih etmesi bir süre programa güven getirmedi.

Ancak Merkez Bankası'nın kurda çıpa uygulamasını başarıyla uygulaması, her ay birkaç kez yapılan hazine iç borç ihalesinde daha düşük faizle daha az borçlanması, ayrıca uluslararası piyasalardan, gelişmiş ülkeler derecesinde düşük faizle otuz yıl vadeli 1,5 milyar dolar borçlanabilmiş olması ve bunun ardından Avrupa ve Japon piyasalarından da rahat borçlanabilmiş olması, halka program için güven verdi. Hükümet kanadının ve gazetelerin ekonomi sayfalarındaki köşe yazarlarının da "döviz fiyatlarında yükselme olması mümkün değil" görüşlerinin etkisiyle halk, elindeki dövizlerin bir kısmını bozdurarak, Türk Lirası'nda kalmayı tercih etti.

Öte yandan ocak ayında aşırı yükselen İMKB100 endeksi mayıs ayından itibaren düşüşe geçti. Yüksek fiyattan hisse senedi alan küçük yatırımcı, büyük zarara uğradı.

Eylül ayında özelleştirilmesi planlanan Telekom ihalesine katılım olmazken, THY'nın özelleştirilmesi konusunda yasal düzenlemelerin yapılması geciktirildi.

Programın uygulanmaya başlandığı 2000 yılı Ocak ayından beri yükseliş gösteremeyen döviz ve altın fiyatları "Ayaklı Borsa" da son 6 yılın en durgun günlerini yaşadı.

Bankalar; günlük likidite ihtiyaçlarını faizlerin düşük olması nedeniyle bankalar arası TL piyasasından karşıladılar.

Kasım 2001'e gelindiğinde, Demirbank'ın bankalar arası TL piyasasından talep ettiği TL karşılığında yüzde 1000 oranında faiz istenmesi (bir önceki gün yüzde 35'di), Merkez Bankası'nın piyasayı dengeleyici banka olmasına rağmen yüzde 250 faizle borç vermesi, finans piyasalarının karışmasına neden oldu. Böylece ekonomide kasım krizi başladı. Bankaların ellerinde bulunan hazine bonosu ve tahvilleri satmak istemeleri faizlerin yükselmesine, Merkez Bankası'da piyasadaki TL miktarını artırmadığı için gecelik faizlerin yüzde 3000'lere dayanmasına neden oldu.

Halk bu yüksek faizden istifade etmek için elindeki dövizleri döviz büfelerine, dolayısı ile de "Ayaklı Borsa"da satarak bankalara TL cinsinden repoya yatırdı.

Merkez Bankası başlangıçta, isteyene döviz satışı yaptı; ancak piyasaya yeni para sürmeyerek döviz getirene TL vereceğini bildirdi. Dövizde açık pozisyonu olan bankalar sıkıntıya düştü, sonuçta Demirbank elindeki hazine bonosunun çokluğu nedeniyle ödeme zorluğuna girerek (TMSF)'na devredildi.

Kasım krizini önlemek için IMF ve Dünya Bankası üst düzey yöneticileri  Türkiye'ye denetlemeye gelerek, krizi çözmeye çalıştılar. Yapılan incelemeler sonucu krizi atlatmak için 18 ay vadeli 10,5 milyar dolar yurtdışından yardım alındı.

Dövizde kur çıpası uygulaması devam ederken gecelik repo oranları yüzde 10001500 seviyesinden, yüzde 300200 oranlarına gerilediyse de yine de sağlıklı olmadı. Aralık 2000 tarihine kadar süren bu krizden sonra Ramazan Bayramı ve Yılbaşı  tatiliyle piyasalar sakinleştirildi.

O günlerde Ayaklı Borsa'da hareketlilik yaşandı; ancak döviz fiyatlarında aşırı  dalgalanma olmaksızın dengeli seyir izlendi. Altın borsasında ise satış ağırlıklı seyir gözlendi.

2001 yılı bütçesinin kabulü ve 17'inci standby çerçevesinde 2001 yılı ilk altı ay (1 dolar+0,77 Euro'dan oluşan) sepet kurun artış hızının yüzde 0,85 olarak uygulanacağı ve temmuz itibariyle dalgalı kur sistemine geçileceği MB tarafından açıklandı.

Ocak 2001 ortalarında yapılan hazine iç borç ihalesinde, borçlanma faizi yüzde 175 seviyelerinde oluştu.

Ancak hükümet IMF'ye verdiği sözleri yerine getirmekteki rehavetini sürdürdü.

Kasım ayındaki krizde İMKB100 endeksi 7000'li seviyelere geriledi.

Şubat 2000'e gelindiğinde piyasalar yine tedirginleşti. Çünkü hazine 21 Şubat'ta cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanma ihalesini gerçekleştirecektir. Bu arada gecelik oranlar yüzde 50'ler seviyesindeydi. Hazine ihalesinden bir gün önce bankalar, MB'den bir gün sonra parasını ödemek üzere (1 gün valörlü) 6,7 milyar dolar aldılar. Merkez Bankası'nın ertesi gün yaptığı 3,5 katrilyon liralık hazine bonosu ihalesine, 7 katrilyon liralık teklif geldi. Hazine 3,2 katrilyon lirayı yüzde 195 bileşik faizle borçlandı.

Ancak bundan bir gün önce Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki tartışmanın, Bülent Ecevit tarafından "Devletin tepesinde kriz var." diye ifade edilmesi piyasaların bozulmasında ana sebebi oluşturdu. Türkiye girmiş olduğu denizin içindeki tünelden yarı yolda dışarı çıktı. Artık yüzme bilen kurtulacak, yüzme bilmeyen boğulacaktı.

Bankaların, Merkez Bankası'ndan bir gün  valörlü aldıkları dövizleri çekmek için bankalar arası TL piyasasından borçlanmalarıyla repo oranları cumhuriyet tarihinin en yüksek değeri olan yüzde 7500 oranlarına yükseldi.

Hükümet, ertesi günü  23 saat süren toplantıdan sonra "Kur"da çıpa uygulamasına son verildiğini ve "Dalgalı Kur" sistemine geçildiğini açıkladı.

Ertesi gün piyasalarda dövize talep başladı. Dolar 687 bin liradan 850900 bin liraya yükseldi. Kriz artık en şiddetli şekilde hissedilmeye başlandı.

MB başkanı ve Hazine müsteşarı istifa ederken, ABD'de bulunan Dünya Bankası başkan yardımcısı, Sayın Kemal Derviş, hükümet tarafından ekonominin düzeltilmesi için Türkiye'ye göreve çağırıldı.

Sayın Kemal Derviş TBMM'de and içerek hükümetin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı  olarak göreve başladı.

Kemal Derviş bir istikrar programı hazırlamak için önce ABD'de sonra da Türkiye'de bütün kurumlarda inceleme yaptı ve sivil toplum örgütleriyle görüştü.

Hazırladığı programı 14 Nisan 2001 tarihinde "Ekonomide yeniden yapılanma" adı altında topluma açıkladı. Bu program uzun ve orta vadeli hedef ve stratejileri içeriyordu. Ancak bu programın uygulanması için gerekli yasalar çıkartıldığında, programa 1012 milyar dolarlık dış destek sağlandığında ve hükümet de programa sahip çıktığında başarı şansı yüksek olacaktır.

Dövizin dalgalanmaya bırakılmasıyla nisan ayında yabancı bankaların bankalar arası döviz piyasasından dolar talep etmeleriyle, dolar fiyatı 1 milyon 300 bin liraya kadar yükseldi.

Merkez Bankası'nın piyasadaki likititeyi artırmasıyla daha önce  yüksek olan gecelik repo faizleri önce yüzde 83'e sonra da yüzde 79'lara geriledi.

Sayın Kemal Derviş'in "Nisan ayı sonunda doların değerinin, 1 milyon 100 bin lira olması gerekir." şeklindeki açıklaması, piyasalara yön verdi.

Programın uygulanabilmesi ve güven bunalımındaki hükümette revizyon yapılması halinde, turizm gelirlerinde ve ihracatta artış olması halinde de, temmuz ayından itibaren doların 1 milyon liranın altına, 950975 bin lira seviyesine gerilemesi beklenebilir.

Sene sonunda da doların 1 milyon 200250 bin lira olması hedefleniyor.

Şubat, Mart ve Nisan 2001'de temel mallara ve petrole yapılan mükerrer zamlar nedeniyle mart ve nisan ayı enflasyon rakamları yüzde 10'lar seviyesinde gerçekleşecektir.

Yaz aylarından itibaren aylık yüzde 2 seviyesine gerilemesi hedefleniyor. Hükümetin sene sonu hedefi TEFE'de yıllık yüzde 52, TÜFE'de yüzde 57 olmasına rağmen piyasa çevrelerinde yüzde 7580 olması bekleniyor.

Programın uygulanma başarısına göre, tekrar bir krizin olup olmayacağı herkes tarafından merakla izleniyor. Ancak uygulanabilmesi halinde Türkiye'de köklü değişiklikler olacağına inanıyorum.

Türkiye'nin bu uzun ve çalkantılı sürecinde istikrarlı dönemlerde yatırımlar, İstanbul'un LeventMaslak semtlerindeki banka merkezlerinde veya İstinye'deki İMKB kanalıyla şirketlere ve holdinglere yapılmakta, istikrarsızlık ve kriz dönemlerinde "Bizim Wall Street" teki Ayaklı Borsa'da, döviz ve altın olarak değerlendirilmektedir.

Ayaklı Borsaİstinye hattının özelliği de buradan gelmektedir.

Ancak 2000'li yıllarda para ve altın, sokak borsalarında değil, İAB ile birlikte İstinye'deki finans merkezinde resmi yerini almalıdır.

 

ZAMAN CEP KİTAPLARI5

BİZİM WALL STREET

Mehmet Ali Yıldırımtürk

 yayınlayan:

FEZA GAZETECİLİK AŞ

Çobançeşme Mah. Kalender Sok. No: 21

(34530) Yenibosna / İSTANBUL

Tel: (0212) 639 34 50 (pbx)

Faks: (0212) 652 24 21

Web adresi: http://www.zaman.com.tr/

Eposta: zaman@zaman.com.tr

baskı:

FEZA GAZETECİLİK AŞ BASKI TESİSLERİ

Tel: (0212) 639 34 50 (pbx)

kapak baskı:

ÇAĞLAYAN AŞ

Tel: (0232) 252 20 97

yayına hazırlayan:

Ali Belbağı

a.belbagi@zaman.com.tr

dizgi:

Seyfullah Öztürk

tashih:

Sinan BabaHarun Çümen

kapak tasarım:

Nurettin Aslantaş

kapak uygulama:

Cem Kızıltuğ

iç tasarım:

Ali Belbağı

 

 

Kaynakça

Türkiye Ekonomisi

    Tarihsel Gelişim Yapısal ve Sosyal Değişim

    Prof. Dr. S.Rıdvan Karluk

Altın Bankacılığı Borsası Rafinerisi ve Türkiye

    İto Yayın No:1998–31

    Erdoğdu Pekcan

Kıymetli Madenler ve Piyasaları

    Altın Borsası yayınları–2

http://www.goldpara.com/ internet sayfası

Ana Britannica Ansiklopedisi